Adalet (2)
Başyazı
İslam, birbirinden farklı, birbirine ters ve bağrında bir hayli de çatışma unsuru bulunduran bütün bu ifratlara ve tefritlere karşı –sırrı onu gönderene ait– bir denge ve adalet mesajıyla geldi; geldi ve teâruzları, tenâkuzları bertaraf ederek kendi evrensel âhengini tesis etti. Bu, bir mânâda o güne kadar devam edegelen aşırılıklara bağlı çatışmaların da sona ermesi demekti. Evet bu yeni din, bütün maddî–mânevî güçleri, dünya ve ukbâ hakikatini, fizik ve metafizikle alakalı gerçekleri bir vâhidin değişik yüzleri ve derinlikleri gibi görüyor; kâinât, insan ve hayatı doğru okuma üzerinde ısrarla duruyor ve her hususta insanlığa bir tevhid mesajı sunuyordu.
|
|
Şeytanî Âyetler Safsatası
Suat Yıldırım
“Senden önce hiç bir resul veya nebî göndermedik ki, halkının hidâyetini umarak gayret gösterdiğinde, şeytan onun temennisi hakkında bir vesvese vererek, ümidini kırmak istemesin. Ama Allah, şeytanın attığı o vesveseyi giderir, sonra da âyetlerini sapasağlam, muhkem kılar. Zira Allah alîmdir, hakîmdir (herşeyi hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir)” (Hacc, 22/52).
|
|
Tebliğ Hizmetinde Ashâbın Fedakârlıkları
Davut Aydüz
Ashâb, "sahâbî" kelimesinin çoğulu olarak, sahabîler demektir. Sahâbî kelimesinin mânâsı ve kime sahâbî denileceği mevzuunda en tercihe şayân görüş, Hâfız İbn Hacer'e ait olanıdır. Ona göre sahâbî: "Allah Resûlü'nü (s.a.s.) görüp, az dahi olsa sohbetine eren, O'nu dinleyen ve bu ahd ü peymân içinde vefât eden mü'min insandır." (İbn Hacer, 1328, I:7)
Bazıları, sahâbî sayılmak için Allah Resûlü'yle (s.a.s.) bir yıl, hattâ iki yıl birlikte olma şartını ileri sürmüşlerse de, cumhûra göre, Allah Resûlü'nün (s.a.s.) mübarek atmosferine giren ve o atmosferden kalbine ve rûhuna ilhamlar akseden, az buçuk O'nun nurlu ikliminden istifade edip ahde vefâ içinde ölüp giden her mü'min, sahâbî sayılacağında ittifak vardır. (Gülen 1994, 3:139-140)
|
|