KONU DETAY

Ayın Yarılması Mucizesi

Hasan Yenibaş

3. İnşikak-ı Kameri Kabul Etmeyenler ve İddiaları

İlk dönemlerde felsefecilerin dışında ayın yarıldığını kabul etmeyen kimse çok azdır. İlk dönem kaynaklarında bu yönde görüşe sahip olan sadece Hasan el-Basrî ile Atâ ibn Osman dır. Onların dışında bazı Mu tezile imamlarının ve Bâtınîlerin de bu görüşte olduklarını yine bu kaynaklardan öğrenmekteyiz. Ayın yarılmasını kabul etmeme yönündeki eğilim, son bir-iki asırda yaygınlık kazanmış bulunmaktadır. Bu görüşü benimseyenler, zaten kevnî mucizeleri kabul etmeyen ve modernist çizgiyi takip eden bazılarıdır.

a. Hz. Peygambere Kevnî Mu cize Verilmemiştir?

İnşikak-ı kameri kabul etmeyenlerin iddialarına göre, Peygamberimize kevnî mu cize verilmemiştir. Bu görüşte olanlara göre, İslâm evrensel bir dindir; onun mu cizesi de evrensel olmalıdır. Bu nitelikteki yegane mu cize ise, Kur ân dır (Abduh, 68; Rıza: 64). Şu âyet de bu konuda gerekçe olarak gösterilir: Bizi mu cize göndermekten alıkoyan, onlardan öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır. Semud a mu cize olarak deve gönderdik. Ama onlar zulmettiler. Biz mu cizeleri ancak korkutmak için göndeririz (İsra, 17/59). Bu gerekçenin altında yatan şudur: Önceki ümmetler mu cizeleri kabul etmeyince sünnetullah gereği helak olmuşlardır. Mekkeliler de inşikak-ı kameri kabul etmediklerinden dolayı helak olmalıydılar. Helak olmadıklarına göre bu hadise gerçekleşmemiştir.

Hemen şunu belirtelim ki, söz konusu âyet, kâfirlerin istediği türde bir mu cize verilmeyeceği hakkındadır. İkinci olarak, Kur an en büyük ve üzerinde herkesin birleştiği bir mu cize olduğu halde onu kabul etmemeleri, toptan helâklarına sebep olmamıştır. Üçüncü olarak, önceki kavimlerin helâkine sebep olan mucizeler, artık sona doğru ve onların başka türlü inanmalarına mümkün görünmeyen bir zamanda gösterilmiştir. Oysa, ay yarılması mucizesi, Mekke de gerçekleşmiş, o anda, önceki kavimlerin aksine Mekke içinde bir hayli iman eden olmuş, inanmamakta ısrar edenler, Medine döneminde yapılan savaşlarda ölüp helâk olmuş, hayatta kalanlar ise İslâm ı kabûl etmiştir. Dördüncü olarak, İslâm ın evrenselliği, ilk gerçekleşme dönemindeki muhataplarına mu cize gösterilmesine mani değildir. Bir diğer husus da şudur: Allah (c.c.), bu ümmeti öncekilerden üstün kılmıştır. Ona rahmetiyle muamele etmiştir. Arkadan gelen nesiller içinden Allah a samimi kulluk yapan insanlar geleceği için öncekileri toptan helak etmemiştir (Bikaî, 11:455-456). Şu halde, Kur an ve hadislerde yer alan mu cizeleri de dikkate alırsak, bu gerekçe pek tutarlı değildir.

b. Ay, Kıyamet ten Önce Yarılacaktır?

Hadislerde anlatıldığı şekliyle Peygamberimiz zamanında inşikak-ı kamerin gerçekleştiğini kabul etmeyenler, Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı ayetini Kıyamet yaklaştı ve ay yarılacak şeklinde tefsir etmektedirler. Bu anlayışta olanlara göre, Kur an da, bu hadisenin mutlaka gerçekleşeceğini ifade için geçmiş zaman kipi kullanılmıştır (Ateş, 9:154).
İlgili ayete gelecek zaman anlamı verilmesi tefsirlerde şaz görüş olarak yer almıştır. Elmalılı, mazinin (geçmiş zaman) muzari (gelecek zaman) manasına geldiği ve gerçekleşmesine işaret için gelecek zamanın mazi sigasıyla ifade edildiği yerlerin Kur an da çok olduğunu, ama burada böyle bir te vilin manasız olacağını, çünkü önündeki Eğer bir mu cize görseler yüz çevirirler ve bu devam eden bir büyüdür, derler ayetinin bunu reddettiğini belirtmektedir (Yazır, 7:336). Gerçekten, bir mu cize gösterilmeden hakiki anlamda bir yüz çevirmeden söz etmek imkânsızdır.

c. Olay Tarih Kitaplarında Yer Almamıştır?

Tarih kitaplarında ayın yarılmasına dair açık bir bilgi bulunmamaktadır. Yine bu olay, çok yaygınlaşmış da değildir. İnşikak-ı kamer, gerçekten vuku bulmuş olsaydı, bütün yeryüzünün bunu bilmesi ve bu haberlerin mütevatir olarak bize kadar nakledilmesi gerekirdi, şeklinde bir inkarın da gerekçesi yoktur (Iyaz, 1:249; I. Hacer, 7:22).

Kadı Iyaz, bu mu cizenin gece vakti gerçekleştiğini belirttikten sonra şu ifadelere yer vermektedir: Normalde insanlar geceleyin işlerini bırakıp evlerinde istirahata çekilirler ve gökyüzünde neler olduğunu bilemezler. Ancak özel olarak gözetlemekle bilebilirler. Bu yüzden bir çok ülkede ay tutulması meydana geldiği halde, onların çoğunda insanlar ancak başkalarının haber vermesi ile öğrenebilirler (Iyaz, 1:250). Ayın dünyanın her yerinden ayna anda görünmemesini, bulut gibi tabii engellerin de bulunmasını bunlar arasında zikredebiliriz. Kaldı ki, Mekke dışından da yarılma hadisesini görenlerin olduğu daha önce geçmişti. Ayrıca, mucizeler, özellikleri gereği, kime veya hangi topluluğa gösterilecekse, onlar tarafından görülür.
Mizzi nin nakline göre, bazı seyyahlar, Hindistan da, üzerinde Bu bina ayın yarıldığı gece yapılmıştır yazısı olan bir binadan söz etmişlerdir (İbn Kesir, 1981, 3:120).

Bu konuda şöyle bir haber de vardır: Hz. Peygamberin sağlığında Chakravati Fermas Hindistan da Malabar hükümdarı iken, bir gece ayın çatlayıp bölündüğünü görerek hayrete düşmüştü. O, bu işi araştırmaya koyulmuş ve neticede dedelerinin bıraktığı vasiyetnamede bunun, Son Peygamber in bir mu cizesi olacağına dair bir kayıt bulmuştu. Bunun üzerine Mekke ye gelip Müslüman olmuştu. Hz. Peygamber ona, ülkesine dönüp orada İslâm ı yaymasını tavsiye etti. Dönerken yolda hastalandı ve Yemen in Zafar şehrinde vefat etti. Onun kabri asırlar boyunca Hint hükümdarının mezarı olarak ziyaret edilmiştir (Hamidullah, 701).

d. Ayın Yarılması Fizik Kanunlarına Aykırıdır?

Allah ın kainatı son derece ahenkli ve muntazam yarattığını belirten Reşid Rıza, kainattaki bu ahengin ilahi kanunlardan kaynaklandığını, sünnetullah denen bu kanunların da asla değişmeyeceğini ifade ederek, inşikak-ı kamerin sünnetullaha aykırı olduğunu iddia etmektedir (Rıza, 30:363). Hasbunnebi de, benzeri görüşleri savunmaktadır (Sabri, 4:94).
Son dönem müelliflerinden Mustafa Sabri, mu cizenin tabiat kanunlarına aykırı olmasının mümkün bulunduğunu, zaten istenenin de bu olduğunu belirttikten sonra, tabiat kanunlarına aykırı olan bir şeyin akla da aykırı olması gerekmediğini söyleyerek, mu cizenin akla değil, tabiat kanunlarına aykırı olduğunu, bu farkı dikkate almayanların mu cizenin aklen gerçekleşmesinin imkânsızlığına hükmettiklerini beyan etmektedir (Sabri, a.y.).
Mu cizenin temel karakteri tabiat kanunlarına aykırı olmasıdır. Mucizelerin ise asla inkâr edilemeyeceği açıktır; Kur an-ı Kerim de de, sahih sünnette de bunun pek çok misali ve delili vardır. İnşikak-ı kamer de bir mu cizedir ve elbette fizik kanunlarına aykırı olacaktır.

5. Rivayetlerin İlletli Olması?

a. Senedde bulunan illetler: Senedle ilgili tenkitler sahabe ravilerde yoğunlaşmaktadır. Abdullah ibn Mes ud un dışındaki sahabiler, olayı bizzat görmedikleri için rivayetleri sahabe mürseli kategorisinde yer almaktadır. Yani onlar bu olayı başka sahabilerden duymuş olmalıdır (Rıza, 30:263-266).
Hadis usulü açısından bu itirazın kabul edilebilir tarafı yoktur. Âlimlerin büyük çoğunluğu sahabe mürselini zayıf görmeyerek amel etmektedirler. Zira Hz. Peygamber den bizzat duymadığı bir hadisi rivayet eden bir sahabi, çoğu zaman onu Resulullah tan aldığından şüphe edilmeyen diğer bir sahabiden dinlemiştir ve bu sahabinin senedden düşmüş olması senede zarar vermez (İbnü s-Salâh, 166).

b. Metinde bulunan problemler: Rivayetlerde hadisenin vuku bulduğu ve ayın
parçalarının göründüğü yer isimlerinde farklılıklar vardır. Mina, Hira Dağı, Süveyda, Kaykuan ve Ebu Kubeys bunlar arasında zikredilebilir. Hadislerde farklı yer isimlerinin bulunması da tenkit edilmiş ve bu konudaki hadislerin güvenilir olmadığına kanıt olarak kullanılmak istenmiştir (Rıza, 30:263-266).
Ancak, hadislerde yer alan farklı mekân isimlerinin ortak noktası, hepsinin Mekke nin bir parçası olmalarıdır. Kaldı ki bu isimler, mutlak olarak değil de yaklaşık olarak söylenmiş ifadelerdir. Halk arasında bu tür yaklaşık ifadelerin kullanılması yaygındır. Bu farklı ifadelerin hadislerin güvenilirliğini zedeleyecek birer kusur gibi değerlendirilmesini doğru değildir. Ayın yarılması bir olaydır. Farklı şahıslar tarafından nakledilmiştir. Şahısların değişik anlatımlarından kaynaklanan lafız farklılıklarının bulunması tabii olup, olayın özünü etkilemez. Hadislerin ortak noktası ayın yarılmış olmasıdır. Bütün rivayetler bunda müttefiktir. Kaldı ki, farklı yerlerdeki insanlar, elbette bulundukları konuma göre farklı yerlerde görecektir.

4. Sonuç ve Değerlendirme

Ayın yarılmasını kabul etmeyenler, zorlamalı yorumlara girmişlerdir. Zorlamadan öte bazı yorumlar usûl açısından fevkalâde hatalıdır. Bazı hadîsleri, sahâbî mürseli diye kabul etmemenin, kabul edilebilir bir tarafı yoktur. Ne yazık ki, pek çok eleştiri bu noktadan gelmiştir. Hadîslerin, Kur ân ın mücmelini beyan etmesi bilinen bir usûl prensibidir. Âyetler mücmel gelmiş olabilir. Ama, o konuda hadîslerde açıklayıcı bilgiler varsa, mutlak olarak mücmeli kabul edip, değişik yorumlara gitmek, tekellüflü bir tavırdır.
Oysa, inşikâk-ı kamerin mu cize olduğunu kabul etmeye mani hiçbir şey yoktur. Fakat, bunu redde diretenlerin, Hz. Peygamber e kevnî mu cize verilmediği gibi, Peygamber Efendimiz in, hadis kitaplarında, pek çok sahih rivayetlerle nakledilen yüzlerce mucizesini de inkârı gerektirir. Ayrıca böyle bir iddia, kelam ilmine de aykırıdır.
Ayın yarılmasının fizik kanunlarına aykırı olması da, onun olmadığı manâsına gelmez. Çünkü bu yaklaşım, temelden yanlıştır. Mucize zaten, âdeti, yani fizik kanunlarının aksine, onları yırtan bir hadisedir. Bu hususu, klasik Fıkıh Usûlü kitaplarında bir kaç sayfada anlatılan vaz î hükümlerden biri olan sebep konusuna yaklaşık yetmiş sayfa yer veren ve konunun kelâmî ve tasavvufî yönünü de ele alıp sistemleştiren Şâtıbî nin şu yaklaşımıyla ifadelendirmek istiyoruz. Şâtıbî (v. 790/1388) şöyle diyor: Sebeplerin bizâtihî fâil olmadıklarına, fâilin ancak ve ancak sebeplerin müsebbibi Allah (c.c.) olduğuna; ancak O nun yaratmada cârî olan sünnet-i ilâhîsinin süreklilik arzettiğinden, buradan (âdetullah denilen kanunlar ve) âdetler istinbat edildiğine; Allah ın, dilediği zaman ve dilediği kimseler için bu âdetleri yırtarak onların üzerine çıktığına inanmak her mü min üzerine vâcibtir (Şatıbî, 1:184).


Dip notlar:

Buhârî, Tefsir, 54:1; Müslim, Sıfâtu l-Münafikîn, 44-45; Ahmed b. Hanbel, I, 447, 456.
2 Buhârî, Tefsir, 54:1, Menâkıbu l-Ensar, 36; Müslim, Sıfâtu l-Münâfikîn, 44,45; Tirmizî, Tefsir, 54; Ahmed b. Hanbel , I, 447,456.
3 Şâşî, el-Müsned, I, 402; Abdurrezzak, Tefsiru l-Kur an, Riyad, 1410/1989, 2: 257; Hâkim, 2:472.
4 Bkz. Tirmizi, Tefsir, 54; Ahmed b. Hanbel, 4: 82.
5 Buhârî, Menâkıb, 27, Menâkıbu l-Ensâr, 36, Tefsir, 54:1; Müslim, Sıfâtu l-Münâfikîn, 48.
6 Ebû Nuaym, Delâil, 1:280.
7 Abdurrezzak, el-Musannef, III, 104-105; Taberânî, el-Mu cemü l-Kebîr, 11:200.
8 Buhârî, Menâkıb, 27 ve Tefsir, 54:1 ve Müslim, Sıfâtu l-Münâfikîn 46 daki rivâyetlerde hadîsin metni buraya kadardır.
9 Buhârî, Menâkıbu l-ensâr 36.
10 Tirmizî, Tefsir, 54; Ahmed ibn Hanbel, 3:165; Abd b. Humeyd, Müsned, 356-357.
11 Aynı yer.
12 Müslim, Sıfâtu l-Münâfikîn, 45; Tirmizî, Tefsir, 54, Fiten, 20.
13 Konuyla ilgili tarafımızdan bir çalışma yapılmış ve bu konudaki rivâyetler sened ve metin açısından incelenerek sahih ve zayıf olanlar tesbit edilmiştir. Burada zayıf olduğunu belirtmediğimiz hadîslerin sahîh olduğunu ifade edebiliriz. Geniş bilgi için bkz. Yenibaş, Hasan, Ayın Yarılmasına Dair Rivâyetlerin Değerlendirilmesi, İstanbul, 2000 (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi).
14 Bkz. Hemezanî, Tesbîtu Delâili n-Nübüvve, Beyrut, ts. 1:55; Mâverdî, en-Nüket ve l-Uyun, Beyrut, 1982, 5:409/410; İbn Hazm, el-Muhallâ, Kahire, ts. 1:8; Zemahşerî, el-Keşşâf, Beyrut, ts. 4:35; Kâdı İyâz, eş-Şifâ, Beyrut, ts. 1:250; Ebû Hayyan, Bahru l-Muhît, Kahire, 1329, 8:178; İbn Kesîr, Mu cizât, 45; Bikâî, Nazmu d-Dürer, Haydarabad, 1398/1978, 19:88; Alusî, Rûhu l-Meânî, Beyrut, ts. 27:75; Kâsımî, Mehâsinu t-Te vîl, Beyrut, 1398/1978, 15:261; Nebhânî, Huccetullâh ale l-Âlemîn, Diyarbakır, ts. 395; Abdullatif Harputî, Tenkîhu l-Kelâm, İstanbul, 1330, 293:

Diğer Kaynaklar
Abduh, el-İslâm ve n-Nasrâniyye, Mısır, 1367.
Abdurrezak, el-Musannef, cilt:3.
Ali el-Kârî, Şerhu ş-Şifâ, Beyrut, ts. c: 1.
Alûsî, Rûhu l-Meânî, c: 27.
Ateş, Süleyman, Yüce Kur an ın Çağdaş Tefsiri, İstanbul, 1991, c: 9.
Beyhakî, Delâilü n-Nübüvve, Beyrut, 1405/1985, c: 2.
Ebû Nuaym, Delâilün-Nübüvve, Beyrut, 1412, 2:281.
Ebû Nuaym, Hilyetü l-Eevliya, ys. 1394/1974, cilt: I.
Elmalılı, Hamdi Yazır, Hak Dini Kur an Dili, İstanbul, ts. c: 8.
Gölcük, Şerafettin-Toprak, Süleyman, Kelâm, Konya, 1993.
İbn Hacer, Fethu l-Bârî, Kahire, 1407/1987, c: 7.
İbn Kesîr, Tefsir, Beyrut, 1416/1996, c: 4.
††††: el-Bidaye ve n-Nihaye, Beyrut, 1981, c: 3.
İbnü s-Salah, Ulumü l-Hadis, Dımeşk, 1404/1984.
Kastallânî, el-Mevâhibü l-Ledünniyye, Beyrut, 1412/1991, c: 2.
Mâturîdî, Kitâbu t-Tevhîd, İstanbul, 1979.
Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, İstanbul, 1980.
Mustafa Sabri, Mevkıfu l-Akl, Beyrut, 1401/1981, c: 4.
Mübârekfûrî, Tuhfetü l-Ahfezî, Medine, ts. c: 9.
Reşid Rızâ, el-Vahyu l-Muhammedî, Kahire, 1380/1960.
Semerkandî, Bahru l-Ulûm, Beyrut, 1983, c: 3.
Seyyid Kutub, Fî Zilâli l-Kur an, Beyrut, 1405/1985, c: 6.
Şâtıbî, el-Muvâfakât, Beyrut, 1417/1997, c: 1.
Taberî, Câmiu l-Beyân, Beyrut, 1407/1987, c: 28.
Taftazânî, Şerhu l-Makâsıd, Beyrut, 1409/1989, c: 5.