KONU DETAY

Bir Cennet Hazinesi: La Havle...

Prof. Dr. Abdulhakim Yüce

İnsanın, her işinde Kudreti Sonsuza dayandığını, O'nun yardım ve dilemesi olmadan iyi-kötü hiç bir şeyin cereyan etmeyeceği inancını ifade etmek üzere, günlük hayatta sık sık kullandığı vecizeleşmiş bazı cümleler bulunmaktadır. Ancak ne kadar kapsamlı bir manaya sahip oldukları ve ne kadar sevaplı oldukları yeterince bilinmemektedir. Bunlardan birisi de La havle vela kuvvete illa billâh, şeklindeki cümledir. Biz yazımızda bu cümle üzerinde durmaya çalışacağız.

Bu mübarek cümlede geçen havl kelimesi; hareket ve çare anlamına gelmektedir. Metinde geçen kuvvet kelimesi ise Türkçemizde yaklaşık aynı anlamda kullanılmaktadır. Lügatlerde geçen kelime anlamları ve hadis şerhlerinde yapılan izahlar göz önüne alınınca bu cümle şu şekilde tercüme edilebilir: “Hayırlı işler yapabilmek, günahlardan kaçınabilmek ve insan gücünü aşan olaylar karşısında metin durabilmek dahil, hareket, tekâmül, güç ve kuvvet gerektiren her hâlimiz ve her işimiz için gerekli güç ve kuvvet ancak Allah'ın lütfü iledir.”

Onun için de insan hayatına kuşatıcı bir nazarla bakanlar bu cümleyi açıklama sadedinde şöyle demişlerdir:
— Yokluktan çıkıp vücuda gelmek için gerekli havl ve kuvvet Allah'tandır.
— Hayatta kalmak için gerekli havl ve kuvvet Allah'tandır.
— Zararı def', menfaati celb için gerekli havl ve kuvvet Allah'tandır.
— Musibetten uzak kalıp arzu edilen şeyleri elde etmek için gerekli havl ve kuvvet Allah'tandır.

— Günaha düşmemek, ibadete devam etmek için gerekli havl ve kuvvet Allah'tandır.
— Azaba maruz kalmamak, nimete mazhar olmak için gerekli havl ve kuvvet Allah'tandır.
— Zulmete düşmemek, iman nuru ile tenevvür etmek için gerekli havl ve kuvvet Allah'tandır.1
Havl kelimesinin maddî-manevî zararlı şeylerden kaçınma ve korunma gücünü; kuvvet kelimesinin ise maddî-manevî, faydalı ve müsbet şeyleri yapma gücünü ifade ettiği de hadis şarihleri tarafından belirtilmiştir.

Bu cümlenin insan hayatındaki önemine dair şu izahlar da yapılmıştır:
— Bu cümlede dile getirilen inanç, kusurlu ve aciz olan insana, tabir yerinde ise haddini (sınırlarını) bildirir, gerçek kul­luğa, Allah’ın sonsuz kuvvet ve kudretini itirafa davet eder.
— Bu inanç sayesinde insan kendi nefsinde ve şuuru dere­ce­sinde, Hakiki Müessiri görür.
— Bu cümlenin ruhunu kav­rayan kimse, menfi hâdiselere karşı telaşa kapılmaz ve kalbindeki huzuru muhafaza eder. Hatta dehşet salan bir hâdise ile karşılaşsa bile; “Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler” der, ibret nazarı ile seyreder.
— Bu cümle yeis ve ucub gibi ma­nevî hastalıkları tedavi eder. Şöyle ki: Olup biten hâdiselerin ve şeytan gibi aldatıcı varlıkların serbest ve sahipsiz olduğunu zanneden veya ülfetten dolayı hâdiselerin gerçek failini göremeyen insanın ümidi kırılır, bazen hayatını zehir eder. Diğer taraftan, yapılan bazı hayır-hasenata vesile veya aracı olduğunu gören insan, bunları kendi güç ve kuvvetiyle yaptığını zan­neder, hakikî failin kendisi olduğunu düşünür. Oysa mahiyeti itibarıyla unutkan, aceleci, bencil, korkak, muhtaç… olan insan daha çok kusurlu, hatalı ve noksan işler yapar. Öyle ise insanın kendini beğenip övünme hakkı yoktur. İşte bu cümle der ki: "Ey insan, isyan, belâ ve musibetlere maruz kaldığında ümitsiz olma, Allah’tan güç ve kuvvet iste. Diğer taraftan mehâsin ve kemâlata karşı malikiyet davasından da vazgeç.”

— İnsan hayatında tevekkülün büyük önemi bulunmaktadır. Tevekkül; tesir-i hakikî vermemekle beraber sebepler dairesinde esbâba arızasız riâyet edip kalbin Allah’a tam itimat ve güveni, hatta başka güç kaynakları mülâhazasından bütün bütün sıyrılması manasına gelir ki, iki adım ötesi, "gassâlin elindeki meyyit" sözüyle ifade edilen teslim mertebesidir. Diğer bir yaklaşımla tevekkül; Cenâb-ı Hak’a bel bağlayıp itimat etme ve O’ndan başkasına kalbin kapılarını kapama demektir ki; buna, bedenin ubudiyete, kalbin rubûbiyete kilitlenmesi de diyebiliriz. Dünyadaki sünnetullah gereği esbaba riayetten sonra tevekkülü dile getirmenin en güzel şekli ise, konumuz olan, “Havl ve kuvvet, olup biten her şey, ancak Allah’ın izni ve iradesi dâhilinde gerçekleşir” şeklindeki kudsî beyandır.
— Bilindiği gibi halk arasında öfkelenen kişi bu öfkesini yenmek, dolayısıyla o sinirle nahoş bir şeye sebebiyet vermemek için “La havle …” der. Bununla, öfkeyi yenmenin yolunun da Allah'a dayanmak olduğu anlatılır.

Bundan sonra konuyu Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem)'in mübarek sözleri ışığında, onları başlık yaparak ele almaya çalışacağız.

Cennet Hazinesi
Hazine; altın, gümüş, mücevher gibi değerli eşya yığını, büyük servet, değerli şeylerin saklandığı yer anlamına gelir. Mecazi olarak büyük bağlılık duyulan, değer verilen şey veya kimse manasında kullanılır. Efendimiz (sellallahu aleyhi vesellem) bazı hadislerinde La Havle…'nin2 ebedî Cennet hayatında bir hazine olduğunu, diğer bir hadislerinde arş hazinelerinden biri, Hz. İbrahim (aleyhisselam)'den naklen de bir cennet fidanı olduğunu şöyle ifade buyurmuşlardır:

Ebû Musa el-Eş'arî anlatıyor: "Allah Resûlü Hayber'e gazaya giderken ashap bir vadide yüksek sesle tekbir getirmeye baladı. Bunun üzerine Allah Resûlü:
— Yavaş tekbir getiriniz! Çünkü siz ne sağıra dua ediyorsunuz, ne de gaibe sesleniyorsunuz. Muhakkak ki siz, iyi işiten ve size çok yakın olan Allah'a dua ediyorsunuz. O her zaman sizinle beraberdir, buyurdu. Bu sırada ben Allah Resûlü’nün binitinin arkasında idim. Ben de: “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh” demeye başladım. Sesimi işitti ve:
— Ey Abdullah b. Kays! (Ebû Mûsa el-Eş'arî'nin lakabı) diye seslendi. Ben de:
— Buyur ey Allah'ın Resûlü, dedim. Efendimiz:
— Ey Abdullah, sana Cennet hazinelerinden bir hazine haber vereyim mi? buyurdu. Ben de:
— Bildir, ey Allah'ın Resûlü; anam-babam sana fedâ olsun! dedim. Efendimiz:
— O kelime, “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh”tır, buyurdu."

Hz. Ebû Eyyüb el-Ensârî (radıyallahu anh) anlatıyor: "Miraç gecesi Allah Resûlü, Hz. İbrahim’in yanına uğradı. Hz. İbrahim (aleyhisselam), Hz. Cebrail’e yanındakinin kim olduğunu sordu. O da: “Muhammed’dir” dedi. Hz. İbrahim şöyle dedi: “Ya Muhammed! Ümmetine emret, cennete çok fazla fidan diksinler. Çünkü cennetin toprağı verimli ve yeri de geniştir.” Allah Resulü, cennet fidanının ne olduğunu sorduğunda da şu cevabı verdi Hz. İbrahim: “Lâ havle ve lâ kuvvete illa billâh”tır."

Hz. Hazım b. Harmele de bir gün Efendimiz’e uğradığında kendisine şunu söylediğini belirtmektedir: "Ya Hazım! La havle vela kuvvete illâ billah'ı çokça söyle; zira o cennet hazinelerinden biridir."5 Hz. Muaz ise Efendimiz’in kendisine, "Sana Cennet kapılarından birini haber vereyim mi?" diye sorduğunu ve arkasından da: "O La havle ve lâ kuvvete illâ billâh'tir" dediğini haber vermektedir.

Bâkiyât-ı Sâlihât
Bir ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: "Mal, mülk, çocuklar… bütün bunlar dünya hayatının süsleridir. Baki kalacak faydalı işler ise Rabbinin katında, hem mükâfat yönünden hem de ümit bağlama bakımından daha hayırlıdır." (Kehf sûresi, 46)

Abdullah b. Abbas (radıyallahu anh)'tan naklen müfessirler, ayette geçen 'el-Bakiyat'us-Salihat'ın bütün güzel ameller olduğunu söylemişlerdir. Buna göre geniş manasıyla salih amel, başta iman olmak üzere İslam’ın yapılmasını emrettiği ve hoş gördüğü güzel işlerle, ahlakî değerlere uygun davranışlardır. Allah’ı zikretmek, namaz, oruç, zekât, hac vb. ibadetler; iyiliğe yöneltmek, kötülükten sakındırmak, ana-babaya, akrabaya ve komşulara iyi davranmak, adalet, ihsan gibi dinin ihtiva ettiği bütün iyi işler dünyada insanlara fayda verecek ve ahirette kurtuluşa vesile olacak salih amellerdir.

Ancak Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) daha hususi bir yöne dikkatleri çekmektedir. Hz. Ebû Said el-Hudrî anlatıyor: "Allah Resûlü buyurdular ki: Bâkıyât-ı sâlihâtı çokça yapın. "Bâkıyât-ı sâlihât nedir ey Allah'ın Resûlü?" diye sorulduğu vakit: "Allahu Ekber, Sübhanallah, Elhamdülillah ve Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh kelimeleridir." buyurdu.

Efendimizin bu izahından, her ne kadar bütün iyilikler salih amel dairesi içinde olsa da, bunların zirvesinin ve özünün,
— Allah'ı bütün noksanlıklardan tenzih etmek,
— gereğine uygun O’na hamd etmek ve
— bütün güç ve kuvvetin O’na ait olduğunu itiraf etmek olduğu anlaşılmaktadır.

Evden Çıkışta Alınacak Tedbir
Her dönemde sokaklar, çarşı ve pazarlar, şeytanların daha çok faal oldukları yerler olmuş, dolayısıyla buralar adeta günah merkezleri haline gelmişlerdir. Ancak sokağa çıkmadan hayatımızı sürdürmemiz de adeta mümkün değildir. Öyle ise bu günahlara daha az bulaşmak için bazı tedbirler almak durumundayız. Ezcümle,
— sadece ihtiyaç olduğunda dışarı çıkmalı,
— ihtiyacımızı hemen karşılayıp geri dönmeli,
— mümkün olabildiğince yalnız çıkmamalı,
— nezih yerler araştırmalı,
— stres atmak için sokağı seçmemeli vs. Bu tedbirlerin yanı sıra, dua ile Rabbimize sığınmalıyız.
Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem) bu konuda da yol göstermekte ve şöyle buyurmaktadır: "Kim evinden çıktığı zaman:
" بِسْمِ اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِAllah'a tevekkül edip Allah'ın adıyla çıkarım. Güç ve kuvvet Allah'tandır.” derse; ona şöyle söylenir: “Her kederden emin kılındın, muhafaza altına alındın ve doğru yola iletildin.” Ayrıca şeytanlar ondan uzaklaşır." Ebû Davud'un Sünen’inde şu ilâve de vardır: "Bir şeytan diğer şeytana der ki: '(Bu dua ile sokağa çıkan kişiyi kastederek) hidayete iletilen, her kederden emin kılınan ve muhafaza altına alınan bir adamla nasıl uğraşacaksın ki?"

Esaretten Kurtuluş Reçetesi
Bu mübarek cümle ile ilgili asr-ı saadetten şöyle bir olay aktarılmaktadır: Mâlik el-Eşcaî, Efendimiz’e gelerek oğlu Avf'ın, düşmana esir düştüğünü haber verdi. Efendimiz de ona: "Oğluna haber gönder: Allah Resûlü 'Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh duasını çokça yapmanı emrediyor' de!" buyurdu. Avf'a haber gönderildi ve Allah Resûlü’nün tavsiye ettiği dua iletildi.

Efendimiz’in haberini alan Avf, yüzükoyun yere kapandı ve 'Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh' demeye başladı. Müşrikler onu iyice bağlamışlardı. Üzerindeki bağlar kendiliğinden çözüldü. Hemen dışarıya çıktı ve kendisini esir edenlere ait bir deveye binerek oradan hızla uzaklaştı. Yolda, esir eden kimselerin deve sürüsüne rastladı. Sürüye seslendi, develer de onun arkasından geldiler.

Avf'ın, geldiğini bildirmek için seslenmesi, anne ve babası için sürpriz oldu. Babası çıktı ve 'Kâbe’nin Rabbine yemin olsun ki, bu bizim Avf!' dedi. Annesi de: 'Benim canım, benim ciğerim!' diyerek oğlunu karşıladı, bağrına bastı. Avf'ın tek sıkıntısı, vücudundaki bağların yaptığı izler ve bıraktığı acılardı. Babası ve evin hizmetçisi kapıya koştular. Bir de ne görsünler! Avf, evin avlusunu develerle doldurmuş! Babasına, durumunu ve develerin nasıl geldiğini anlattı. O da, hem Avf hem de develer hakkında Allah Resûlü’ne gelip bilgi verdi. Efendimiz şöyle buyurdu:

"O develeri nasıl istersen kullanabilirsin, tıpkı kendi develerin gibi." O sırada şu âyet nazil oldu: "Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, Allah, ona sıkıntıdan çıkış kapıları açar. Onu hiç ummadığı yerlerden rızıklandırır. Allah’a dayanıp güvenene Allah kâfidir." (Talâk, 65/3)8

Avuçlar Dolusu Hayır
İbn Ebi Evfa (radıyallahu anh) anlatıyor: "Efendimiz’e bir adam gelerek,
— Ey Allah'ın Resûlü, ben Kur'ân'dan yeterince ezberleyemiyorum. Bana yetecek başka bir şeyi siz öğretseniz!" dedi.
Efendimiz şu duayı öğretti: 'Sübhânallah, velhamdülillah ve lâilâhe illallah, vallâhu ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh." Adam,
— Ey Allah'ın Resûlü, bu zikir Allah içindir. (O'nu senâdır), kendim için dua olarak ne söyleyeyim?" dedi. Allah Resûlü (s.a.s.) de:
— Şöyle dua et dedi:
" اَللّٰهُمَّ اغْفِرْ لِي وَارْحَمْنِي وَاهْدِنِي وَارْزُقْنِي Allah'ım bana merhamet et, afiyet ver, hidayet ver, rızık ver!".
Adam (dinleyip, kalkınca) ellerini sıkıp göstererek: "Şöyle (sımsıkı belledim!)" dedi. Efendimiz bunun üzerine:
— İşte bu adam iki elini de hayırla doldurdu, buyurdu."9

Fakirliğin Bir Çaresi
Bu dünyada sebeplere riayet etmek Allah'ın değişmez sünnetindendir. Mal-mülk edinmek için de elbette sebeplere riayet edilecektir. Bu, duanın fiilî boyutunu oluşturur. Ancak bununla yetinmeyip bir de kavlî dua etmek kulluğumuzun gereğidir. İşte böyle bir duayı İmam Mekhûl'den rivayetle Hz. Ebû Hüreyre'den öğreniyoruz: "Allah Resûlü buyurdular ki: “Lâ havle ve lâ kuvvete illa billâh, sözünü çok tekrar edin. Zira o cennet hazinelerindendir.” Mekhûl der ki: "Kim bunu söyler ve sonra da: "Allah'ın gazabından ancak O'nun rahmetine iltica etmekle kurtuluşa erişilebilir" ifadesini de eklerse, Allah ondan yetmiş çeşit zararı kaldırır ki bunların en hafifi fakirliktir."

En Hayırlı, Kolay ve Keyfiyetli Dua
Hz. Sa'd b. Ebî Vakkas'tan rivayet edilmiştir: Allah Resûlü ile birlikte bir kadını ziyaret etmiştik. Kadının önünde hurma çekirdekleri veya çakıl taşları vardı. Onlarla tesbih çekiyordu. Bunu gören Allah Resûlü: "Sana bundan daha hayırlısını haber vereyim:
سُبْحَانَ اللّٰهِ عَدَدَ مَا خَلَقَ فِي السَّمَاءِ وَسُبْحَانَ اللّٰهِ عَدَدَ مَا خَلَقَ فِي الْأَرْضِ وَسُبْحَانَ اللّٰهِ عَدَدَ مَا بَيْنَ ذٰلِكَ وَسُبْحَانَ اللّٰهِ عَدَدَ مَا هُوَ خَالِقٌ وَاللّٰهُ أَكْبَرُ مِثْلَ ذٰلِكَ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ مِثْلَ ذٰلِكَ وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ مِثْلَ ذٰلِكَ
Allah'ın gökteki yaratıkları sayısınca 'sübhanallah', yeryüzündeki ve yer-gök arasındaki yaratıkları sayısınca 'elhamdülillah', onlar miktarınca 'la ilahe illallah' ve yine onlar kadar 'la havle ve la kuvvete illa billâh' de', buyurdu."

Yukarıdaki rivayetten anlaşılıyor ki, Efendimiz hurma çekirdekleri veya çakıl taşlarıyla tesbih çeken kadını görünce onu yaptığı işten menetmemiş, onun vaziyetini yadırgamamış fakat bundan daha kolay ve daha üstün bir şey öğretmiştir. Bunun anlamı, onun öğrettiği şeylerin daha az külfetli, fakat sevapça daha fazla olması demektir. Bu, Efendimiz'in öğrettiğinin muhteva üstünlüğünü gösterir. Ayrıca insan tek tek sayarak ne kadar çok zikir yaparsa yapsın yer-gök ve bunlar arasındaki varlıklar sayısına ulaşamaz. Bu da Efendimiz’in öğrettiği zikirlerin adet yönünden de üstünlüğüne delalet eder.

Ezan Dinlerken
Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem) bir hadis-i şeriflerinde (özetle) kim müezzin ezan okuduğunda söylediklerini tekrar eder; hayye ale's-salati ve hayye ale'l-felah deyince, "La havle ve la kuvvete illa billah" derse cennete girer buyurur.

Müezzin ezan okurken veya kamet getirirken hayye ale's-salati ve hayye ale'l-felah deyince, 'la havle ve la kuvvete illa billah' demekle, hiç bir kötülüğü geri çevirmeye, hiçbir hayrı elde etmeye güç ve kudretimizin bulunmadığını belirtmekte ve Allah'tan bu iki hususta da bize güç, kuvvet ve basiret vermesini dilemekteyiz. Çünkü müezzin, müminleri kurtuluşa, felah ve necata, hayır ve iyiliğe davet ederken, böylesine önemli bir ameli layıkıyla yerine getiremeyeceğimizi düşünerek Allah'ın sebepleri kolaylaştırıp bize yardımda bulunmasını istemekteyiz. Sabah ezanında müezzin, "es-Salâtu hayrun minennevm" (namaz uykudan hayırlıdır) dediğinde "sadakte ve bererte" (doğruyu ve iyiyi söyledin) demek gerektiğini de eklemeliyiz.

Netice
Yukarıda bir kısmı aktarılan bilgilerden Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem)’in 'La havle ve la kuvvete illa billâh' duasını çokça zikrettiği ve hemen her fırsatta ashabına da emrettiği anlaşılmaktadır. Rabbimize olan inancımızı özetleyen ve bizi güç ve kuvvet kaynağına bağlayan bu duayı her fırsatta şuurluca okumamız; hatta günlük virdlerimiz arasında ona özel bir yer vermemiz kulluğumuzun gereğidir. Dünya çapında aşılması imkânsız gibi görünen musibetlerle yüz yüze olan insanın, bilmem başka bir çıkış yolu var mı?

Dipnotlar
1. Bediüzzaman Said Nursî, Mesnevi, 130.
2. Yazı içinde tasarruf için daha çok La Havle… kısaltmasını kullanacağız.
3. Buhârî, Cihâd 27; Müslim, Ziki: 17.
4. Müsned, V, 418.
5. İbn Mace, Edep 59.
6. Müsned, II, 75; Muvatta, Kur'an 22.
7. Tirmizî, Daavat 34; Ebû Davud, Edeb 103.
8. İbn Kesîr, Tefsîr, 4/380; Taberî, Tefsîr, 28/98.
9. Ebû Davud, Salat 139; Nesâî, İftitah 32.
10. Tirmizî, Daavat 141.
11. Tirmizî, Daavat 150.
12.Müslim, Salat 12; Ebû Davud, Salat 36.