KONU DETAY

Hadislerde ''Rahmet'' Kavramı

Yard. Doç. Dr. Yusuf Güneş

Rahmet, Rahmân, Rahîm ve Rahim kavramları
Rahmet:
Rahmet, sözlük anlamı olarak incelik, acıma, şefkat etme, merhamet etme, affetme ve mağfiret manalarına gelir. Rahmet kökünden gelen terahhüm ve terhîm, bir kimse için Allah’ın rahmetini dileme demektir. Yine aynı kökten gelen istirham, rahmet dileme, rahmet isteme manalarına gelir (İbn Manzûr, XII, 230)

Anlamı oldukça geniş olan rahmet kelimesinin dilimizde tam olarak karşılığı yoktur. Bununla beraber Arapça’da ifade ettiği manalara yakın olarak “acımak” ve “esirgemek” gibi kelimelerle izah edilmek istenmişse de, eksiktir. Acımak, derinliği olmayan, sadece insanlarda varolan bir histir. “Allah rahmet sahibidir” dediğimizde, affeden, ihtiyaçları gören, şifa veren gibi manalar hemen zihnimize akar. “Acımak” kelimesini Allah hakkında kullanmak caiz ise, acıdığı için affeden, acıdığı için lütfeden, acıdığı için sıhhat veren gibi tamamlayıcı mânâlar rahmetin içerisinde tabiî olarak vardır. Şu halde rahmeti sadece “acımak”la tercüme etmek kesinlikle doğru olmaz. Çünkü bu durumda rahmet kelimesinin mânâsını daraltmış oluruz.

Rahmet’i “esirgemek” kelimesiyle de tercüme etmek doğru değildir. “Benden onu esirgedin” ve “Beni esirgemiyorsun” cümlelerinden de anlaşıldığına göre esirgemek ‘kıskanmak’ ve ‘korumak’ mânâlarına gelir. Bu sebeple “esirgemek” kelimesi rahmetin tercümesi olmak şöyle dursun, takdiren tefsiri dahi olamaz (Elmalılı, I, 32- 33).

Müfessirler, ‘acımak’ ve ‘esirgemek’ gibi zaaf ifade eden bu kelimeleri Allah hakkında kullanmayı uygun görmediklerinden demişlerdir ki: “Nefsin meylinin lâzımı, nimet vermenin sebebi hayır murad etmektir. Öyleyse er-Rahmân, er-Rahîm, insanlar hakkında hayır murad eden Allah demektir.” Fakat bu takdirde Allah’ın diğer sıfatları hakkında da bu şekilde düşünmek gerekir. Meselâ Allah’ın Basar ve Sem’ sıfatları vardır. Allah Basîr ve Semi’dir. Yani Allah görür ve duyar. Bir kısım vasıtalarla meydana gelen görme ve duyma Allah’a isnad edilemez. Bizdeki görme, güneş şuaları yardımıyla ve bir mesafeye bağlı olarak meydana gelir. Ve bizim gördüğümüz şeyler olduğu gibi, görmediğimiz şeyler de vardır. Duymamız da yine bir kısım sebeplere bağlı olarak meydana gelir. Onun için bu sebeplerle meydana gelen görme ve duyma Allah’a isnad edilemez. İşte nasıl ki, bu şekildeki görme ve duyma Cenâb-ı Hakk’a isnad edilmez; öyle de, bizde nefsin meyli veya kalb inceliği olarak tezahür eden Rahmaniyet ve Rahimiyet de bu mânâda Allah’a isnad edilemez. Bizdeki nefis meyline ve rikkat-i kalbe mukabil, O’nda mukaddes olarak bu mânâlar vardır. O’nun görme ve işitmesi de tamamen bizimkinden farklıdır. Binaenaleyh, bu sıfatları mecaza verip, te’vil yapma, biraz tekellüflü olur ki, sonra Allah’ın binbir ismini te’vil etme lüzumunu duyarız. Onun içindir ki, biz “Rahmân, Rahîm, Mü’min, Müheymin, Rezzak vs.” derken bunları Allah indindeki mânâlarıyla mütalâa ediyoruz (Gülen, s. 153-154).

İnsanların birbirlerine olan rahmeti, kalbin rikkati ve şefkat etmek şeklinde izah edilebilir. Allah’ın rahmeti ise Allah’ın kullarına acıması, şefkat etmesi, onlara nimetler vererek ihsanda bulunması, bol bol rızıklar göndermesi demektir.
Rahmân, husûsî bir isim olup umûmî bir mana taşımaktadır. Rahmân Allah, ayırım yapmaksızın bütün varlığa ihsanda bulunmaktadır, onları rızıklandırmaktadır. Rahîm, (Allah’tan başkası için de kullanılması yönüyle) umûmî bir isim olup husûsî bir mana taşımaktadır. Rahîm Allah, rahmetini sadece mü’minlere has kılmıştır.

Rahmet kelimesinin anlam çerçevesi çok geniştir. Geçtiği yere göre manalarından biri öne çıkabilir. Mesela, ayet-i kerîmede Hz. Muhammed (s.a.s.) hakkında “İman edenleriniz için bir rahmettir O!” (Tevbe, 9/61) denilmektedir ki, O’na rahmet denilmesi mü’minlerin imanlarına bir vesile, bir sebep olduğu içindir. “Eğer insana tarafımızdan bir rahmet tattırır, sonra o nimeti geri alırsak o, son derece ümitsiz, son derece nankör olur.” (Hûd, 11/9) ayetinde rahmet, rızık manasına gelmektedir. “İnsanlara uğradıkları bir dertten sonra bir rahmet (nimet ve âfiyet) tattıracak olursak, bir de bakarsın ki âyetlerimiz hakkında yine birtakım kötü düşüncelere sapmışlar!” (Yûnus, 10/21) ayetinde rahmet, kıtlıktan sonra bir bolluk ve bir canlılığın meydana gelmesini ifade etmektedir. “Fakat Allah rahmetini, dilediğine seçip ihsan eder.” (Bakara, 2/105) ayetinde rahmetle nübüvvetin ifade edildiğini görüyoruz. (İbn Manzûr, XII, 231, 230.) Resûlullah’a (s.a.s.) hitaben söylenen “Seni, başka değil alemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ, 21/107) ayet-i kerîmesi de bu manayı destekler mahiyettedir.

Rahmân ve Rahîm:
Rahmân ve Rahîm, rahmet kökünden gelen iki isimdir. Âlimlerin çoğunluğu, Rahmân ismi, rahmet kökünden geldiği; misli, benzeri olmayan rahmet sahibini ifade ettiği konusunda hemfikirdirler (İbn Hacer, XIII, 371) .

Rahmân ismi yalnızca Allah için kullanılan özel bir isimdir. Fakat zat ismi değil, sıfat ismidir. Rahman dil açısından rahm ve rahmetten türemiş, sürekli ve pek fazla acıma mânâsına gelen bir sıfat-ı müşebbehe kipidir ki çok merhametli, çok rahmet sahibi mânâsına bir sıfattır. Böyle olunca da bu sıfat kimde bulunursa ona er-Rahmân demenin kıyas yoluyla mümkün olması lazım gelir. Hâlbuki hiç böyle kullanılmamış, rahmeti sonsuz, ezelî ve gerçek anlamda nimet veren bir mânâya tahsis edilmiş olduğundan Yüce Allah’tan başkasına Rahmân denilmemiştir ve denilmez.

Rahmân isminin aslında sıfat olması itibariyle, çok rahmet sahibi, pek merhametli, çok merhametli, gayet merhametli veya sonsuz rahmet sahibi diye tefsir edilebilse de husûsiyetinden ve isim olmasından dolayı tercümesi mümkün olmaz. Çünkü özel isim tercüme edilemez. Özel isimlerin tercüme edilmesi onların değiştirilmesi demektir ve dilimizde böyle bir isim yoktur. Özetle Rahmân “pek merhametli” diye eksik bir şekilde tefsir olunabilirse de terceme olunamaz (Elmalılı, I, 31-32). Bu ismi bu şekilde belleriz ve tercemesiyle değil tefsiriyle rahmet mefhumundan anlamaya çalışırız.

Rahîm, sıfat-ı müşebbehe veya mübalağa ile ism-i fâil bir sıfattır. Rahman’a eksik bir tefsir de olsa “pek merhametli” denilebileceğini belirtmiştik. Rahim’e de “merhamet edici” denilebilir. Bu da yüce Allah’ın sıfatlarından biridir. Fakat yalnız sıfat olarak kullanılır, mevsufsuz tek başına kullanılmaz. Bundan dolayı Rahmân gibi sıfât-ı gâlibe (genellikle sıfat olarak kullanılan kelime) ve özel isim olmayıp Allah’tan başkası için de kullanılabilir (İbnü’l-Esîr, II, 210) .

Rahmân ve Rahîm isimleri arasında bazı nüanslar bulunmaktadır. Rahmân ismi daha şumûllü ve geniştir. Rahmân, Allah Teâlâ’nın canlı-cansız, büyük-küçük, melek-şeytan, insan-hayvan, mü’min-kafir, müttakî-fâsık her mahlûka karşı olan rahmetini ifade eder. Bütün mahlûkât O’nun rahmetiyle çepeçevri kuşatılmıştır. Yokluktan varlığa çıkışları, ilk yaratılışları Rahmân’ın rahmetinin tecellisiyle olmuştur. Öyle ise hiçbir varlık bu rahmetin tecellîsine mazhar olmaktan hariç değildir. Bu rahmetten mahrum kalmış hiçbir varlık düşünülemez. Aksi takdirde vücud libası giyip varlık sahasına çıkamazlardı. Öyle ise Rahmâniyet ezele yani başlangıcı olmayan geçmişe ve dünyaya bakar (Elmalılı, I, 34-35) .

Rahîm ismi husûsîdir, mü’minlere hastır. “Allah mü’minlere karşı rahîmdir.” (Ahzab, 33/43) ayeti de bunu ifade eder. Bu hususî rahmetin tecellî yeri de ahirettir. Bir başka ifade ile dünya hayatında mü’min ve kâfire Rahmân ismiyle rahmetini umûmî olarak tecellî ettiren Cenâb-ı Hakk, ahirette, rahmetini Rahîm ismiyle mü’minlere has olarak tecellî ettirecektir. Şu halde Rahmâniyet ezele bakmasına mukabil, Rahimiyyet, ebedî olan ahirete bakar. Bu farklılıktan dolayı alimlerimiz Allah’ı “Dünyanın Rahmânı, ahiretin Rahîm’i” diye ifade etmişlerdir (Canan, VI, 272).
Rahîm ismi husûsîdir, mü’minlere hastır. “Allah mü’minlere karşı rahîmdir.” ayeti de bunu ifade eder. Bu hususî rahmetin tecellî yeri de ahirettir. Bir başka ifade ile dünya hayatında mü’min ve kâfire Rahmân ismiyle rahmetini umûmî olarak tecellî ettiren Cenâb-ı Hakk, ahirette, rahmetini Rahîm ismiyle mü’minlere has olarak tecellî ettirecektir.

Özetleyecek olursak Rahmân, (Allah’tan başkası için kullanılmaması yönüyle) husûsî bir isim olup umûmî bir mana taşımaktadır. Rahmân Allah, ayırım yapmaksızın bütün varlığa ihsanda bulunmaktadır, onları rızıklandırmaktadır. Rahîm, (Allah’tan başkası için de kullanılması yönüyle) umûmî bir isim olup husûsî bir mana taşımaktadır. Rahîm Allah, rahmetini sadece mü’minlere has kılmıştır (Ahmet Şerbâsî, I, 37) .

Rahim
Rahim, çocuğun içinde yetiştiği, kadınlara ve dişi hayvanlara mahsus organa denir. Dilimizde buna ‘dölyatağı’ deriz. Çoğulu “erham”dır. Rahim, aynı dölyatağında yetişip dünyaya gelen insanlar arasındaki akrabalık bağını da ifade eder. Zevu’r-rahim, akrabalar için kullanılan diğer bir isimdir. Aralarında neseb bağı olan herkesi kapsar.


Hadislerde “Rahmet”
Rahmetle ilgili hadislere genel olarak baktığımızda rahmetin, yukarda temas ettiğimiz lugat manaları çerçevesinde kullanıldığını görürüz. Bu hadislerde rahmet, Allah’ın rahmetinin genişliği ve sınırsızlığı, kalp inceliği, şefkat etme, merhamet etme, acıma, yağmur, bol rızık, bol nimet manalarında kullanılmıştır. Bu hadislerden bazı örnekleri aşağıda ele alacak ve izah etmeye çalışacağız.

Allah’ın Rahmetinin Enginliği:
Peygamberimiz (s.a.s.) “Allah mahlûkâtı yarattığı vakit, kendi nezdinde arşın üstünde bulunan kitabına kendisi için ‘Muhakkak benim rahmetim gazabıma galip gelmiştir.’ yazmıştır.” buyurmaktadır. (Buhârî, Tevhid 15, 55.) Aynı manayı ifade eden farklı lafızdaki başka bir hadiste Peygamberimiz (s.a.s.) “Allah mahlûkâtı yaratmadan evvel rahmetinin gazabına sebkat ettiği, onun önünde olduğu yazılıydı.” buyurmuştur (Buhârî, Tevhid 55; Müslim, Tevbe 15) .

Hadislerde ifade edilen rahmetin gazaba galebe çalması veya rahmetin gazabı geçmesi, Allah’ın rahmetinin taalluku itibariyledir. Herhangi bir şeye Allah’ın rahmetinin taalluku, gazabının taallukundan öncedir. Çünkü rahmet Allah Teâlâ’nın zâtının şanıdır. Gazaba gelince o kulun işlemiş olduğu bir cürüme binâen gelir.
Resulü Ekrem (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah rahmeti yüz parça yaratmış, doksan dokuzunu kendi nezdinde tutmuş, yeryüzüne bir parçasını indirmiştir. İşte mahlûkât bu bir parçadan dolayı birbirlerine merhamet ederler. Hatta at (bazı rivayetlerde “hayvan” geçmektedir), yavrusuna basmamak için tırnağını (ayağını) kaldırır”.

Nevevî (v. 676 h.) bu hadislerle ilgili şunları söylemiştir: Alimler Allah’ın gazabıyla rızasının irâde sıfatına râci olduğunu söylemişlerdir. İtaat eden kuluna sevap vermek dilerse buna rıza; isyan eden kuluna azap vermeyi dilerse buna da gazap denilmiştir. Buradaki öncelik ve galebe çalmaktan murad, Allah’ın rahmetinin çokluğu ve şumûludur (Nevevî, XIIV, 74)