KONU DETAY

HZ. PEYGAMBER'E UYMANIN LÜZUMU

Prof. Dr. Davut Aydüz

"De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah günahları bağışlayan, merhameti bol olanıdır."
"De ki: "Allah'a ve Peygamber'e itâat edin." Eğer yüz çevirirlerse, muhakkak ki Allah, kâfirleri sevmez" (1).
Birinci âyetin sebeb-i nüzulü olarak değişik hâdiseler rivâyet edilmektedir:
1. Hz. Peygamber (sav) zamanında bazı kimseler: "Yâ Resûlallah! Biz Allah'ı seviyoruz" dediler, bunun üzerine bu âyet nâzil oldu.
2. Hz. Peygamber (sav) putlara tapan Kureyş kavmine hitaben: "Siz dedeniz Hz. İbrahim (s) ve İsmail (s)'in dinine muhalefet ediyorsunuz. Onlar putlara değil, Allah'a ibadet ediyorlardı." Kureyşliler de: "Biz Allah'ı sevdiğimizden dolayı bu putlara ibadet ediyoruz ve böylece Allah'a yaklaşmak istiyoruz" diye cevap verince bu âyet nazil oldu.
3. Yahudiler: "Biz Allah'ın çocukları ve sevdiği insanlarız" dediklerinde bu âyet nazil oldu.
4. Necran Hıristiyanları: "Biz Allah'ı sevdiğimiz için. Hz. İsa (s)'yı tazim ediyor ve ona ibadet ediyoruz" demeleri üzerine nazil olmuştur (2).
Âyet-i kerimenin inmesine sebeb olan hâdise hangisi olursa olsun, Allah Teâla: "Ey Habibim de ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana tâbi olunuz. Tâ ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın" buyurmakla, Resulullah'ın sünnetine uymayı kendine olan muhabbete alâmet saydığı gibi, aynı zamanda o sünnet-i seniyyeye uymayı kulunu sevmesine ve günahlarını bağışlamasına bir şart olarak göstermiştir.
Öyleyse, Muhabbetullah tabir edilen yüce Allah'ı sevmek, sünneti seniyyeye tâbi olmayı gerektirir. Çünkü kulun Allah'ı sevmesi, herşeyden önce Allah'ın o kulunu sevmesine bağlıdır. Allah kulunu sevince o kulun kalbine kendi Yüce Zat'ına karşı muhabbeti koyar. Kul da Allah'ı sever. Allah'ı sevmek ise, O'nun emirlerini bihakkın yerine getirmek, yasaklarından kaçınmak ve razı olduğu şeyleri yapmaktır. Razı olduğu şeyler ise en mükemmel bir şekilde Hz. Muhammed (sav)'de tezahür ediyor. O halde O'na benzemeye çalışmak gerekir.
HZ. PEYGAMBER (SAV)'E BENZEMEK
Hareket ve davranışlarda Hz. Peygamber (sav)'e benzemek şu iki şekilde olur:
Birisi: Allah Teâla'yı sevmek demek olan yüce emirlerine itaat ve rızası dairesinde hareket etmektir ki, bu hâl sünneti seniyyeye uymayı gerektirir. Çünkü bu hususta en mükemmel İmam Hz. Muhammed (sav)'dir.
İkincisi: Hz. Muhammed (sav), insanlara nihayetsiz ilâhî ikram ve ihsanlara vesiledir. Öyleyse O zât-ı şerif, Cenâb-ı Hakk hesabına hadsiz bir muhabbete layıktır. O'nu sevmek ise, O'nun gibi olmayı icab ettirir. Zaten insan sevdiği zâta -eğer benzemek kâbilse- fıtraten benzemek ister. Öyleyse, Yüce Allah'ı sevenlerin Ha-bibullah olan Hz. Muhammed (sav)'i sevmeleri, Habibullah'ı sevenlerin ise sünnet-i seniyyesine ittiba ile O'na benzemeye çalışmaları kat'i bir surette gereklidir.
Büyük müfessir İbn Kesîr; "Allah'ı sevdiğini iddia ettiği halde Hz. Peygamberin sünnetine uymayan kimseler, söz ve hareketlerinde O'nun sünnetine ittibâ ve iktida etmedikleri müddetçe dâvâlarında yalancıdırlar " (3) demektedir.
NİÇİN RESULULLAH'A İTTİBÂ?
Burada, Allah'ı sevmek niçin başka bir şeyi veya başka bir kimseye değil de Resulullah'a ittibayı gerektirir? diye bir soru sorulacak olursa, cevaben deriz ki: Resul-u Ekrem (sav) yaratılış itibariyle en mu'tedil bir vaziyette ve en mükemmel bir surette yaratıldığından bütün hareket ve sükunetlerinde ifrat ve tefritten kaçınmış, dâimâ i'tidal ve istikamet üzere gitmiştir. O kadar ki, toplumda seviyesi ne olursa olsun, herkes az bir gayretle O'nun sünnetim tatbik edebilir. "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" (4) dehşetli ilâhî emir karşısında bulunan Hz. Muhammed (sav), bu emre her halukârda uymuş, harikalarla dolu hayatını istikamette geçirmiş ve akıl, muhabbet ve gadab melekeleri dahil herşeyde hadd-i vasat ve istikametten ibaret olan sırat-ı müstakim üzere gitmiştir. Gerek mübarek sünnetlerinde, gerek fıtrî hallerinde, gerekse şer'î hükümlerinde istikamet çizgisini tercih edip zulüm ve zulümattan ibaret olan ifrat ve tefritten, israf ve tebzirden şiddetle sakınmıştır.
Herkese her hususta mutlak imam ve rehber olmaya layık olan ve zaten İmam ve Rehber olarak gönderilen böyle bir zatın sünnet-i seniyyelerine uymak, elbette lüzumludur. İnsanlık da ancak, O'nun çizdiği ve gösterdiği yolda gitmekle saadet ve huzur dolu neticelere kavuşacak, mesud ve bahtiyar olacaktır. Nitekim geçmiş asırlarda, O'nun getirdiği esaslara sahip çıkanlar hep mesûd ve bahtiyar olmuşlar, yaşadıkları asra da huzur ve saadet asrı mührünü vurmuşlardır.
BİD'AT
Allah'ı sevdiğini söyleyen kimsenin, Allah'ın peygamberi Hz. Muhammed (sav)'e, yani onun sünnetine ittiba etmesi gerekir. Çünkü, sünnetin terkinde bid'atlar ortaya çıkar ve insanlar sünnetleri bırakıp bu bid'atlarla meşgul olmaya başlarlar. Halbuki, "Bu gün dininizi sizin için kemale erdirdim" (5) âyeti gösteriyor ki; beşerin her iki dünyadaki saadeti için gerekli olan hüküm ve hususlar Kur'ân-ı Kerimde ve Resulu Ekrem (sav)'in sünneti seniyyelerinde kâfi miktarda ve herkesin tatbik edebileceği kolaylıkta bildirilmiştir. İşte, yeni icadlarla Kur'ânî ve Nebevî düsturları beğenmemek, yahut -hâşâ- onları noksan görmek, onlarla yetinmeyip bid'atlar peşinde koşmak, büyük zarar ve korkunç hıyanettir.
İttiba ve itaati emredilen ibadetle alâkalı hüküm ve amellerde yeni icadlar, mezkur âyet-i kerimeye muhalif olmasıyla bid'attır. Hem; "Her bid'at sapıklıktır ve her sapıklık da ateştedir" (6) hükmünce, bid'atlar sırât-ı müstakimden yan çizmek olup, büyük bir sapıklık ve korkunç bir zarardır. Neticesi ise elbetteki "sakar"dır.
İmam-ı Rabbani (r) diyor ki: "Ben ruhanî mertebelerde yol alırken gördüm ki, Resul-ü Ekrem (sav)'den rivayet edilen sözler ve kelimeler sünnet-i seniyye nuruyla parlıyorlardı. Ondan gelmeyen parlak virdleri ve halleri gördüğüm vakit, üstlerinde o nur yoktu. Bu kısmın en parlağı evvelkinin en azına mukabil gelmiyordu. Bundan anladım ki sünnet-i seniyyenin parıltıları bir iksirdir. Hem o sünnet, nur isteyenlere kafidir. Başka yerde nur aramaya ihtiyaç yoktur" (7). Bundan da anlaşılıyor ki, sünnet-i seniyye saadet-i dâreynin temel taşıdır. Yani, her türlü olgunluk ve yükselmenin madeni, esası ve menbaı O'dur. İnsanlık, maddî-manevî refah ve huzuru ancak, sünnet-i seniyyenin ihtiva ettiği düsturlarla fert olarak, cemiyet olarak sahip çıkmakla temin edebilir.
ELÇİYE İTAAT ONU GÖNDERENE İTAATTIR
"Eğer Allah'ı seviyorsanız bana tâbi olunuz" âyeti nazil olunca, münafıkların reisi Abdullah İbn Übeyy: "Bakınız Muhammed kendisine itaati ve ibadeti Allah'a itaat gibi tutuyor ve bize, Hristiyanların İsa'ya muhabbetleri şeklinde kendisini sevmemizi emrediyor" demişti. Bunun üzerine ikinci âyet nazil oldu: ''Allah'a ve Peygambere itaat edin" ve böyle bir şüphenin varid olmayacağını gösterdi. Yani, Hz. Muhammed (sav)'e itaatin. Hıristiyanların Hz. İsa (as) hakkında dedikleri gibi uluhiyyete ortak etmek ve Cenâb-ı Hakk'a ait muhabbeti üçe taksim etmek değildir. Hz. Muhammed (sav)'e itaat etmek demek, hakkında Allah'ın:
“O kendi (hevâ)sından konuşmaz" (8) dediği ve "Ben kendimi Allah'a teslim ettim" (9) diyen Zâta ittiba etmektir. Hz. Muhammed (sav)'e ittiba, O'nun sırf Allah'ın bir Resulü, bir elçisi, bir memuru, hidayet ve ilâhî emirlerin bir tebliğcisi olduğu cihetten ve sırf Allah içindir. Zira bir elçiyi tanımak, onun kendisini değil gönderen Efendisini tanımaktır. Meselâ, bir devletin elçisini, memurunu reddetmek, o devleti ve kanunlarını reddetmek olduğu gibi; Allah'ın Resulünü reddetmek de Allah'ı inkar ve O'na küfranda bulunmaktır.
Binaenaleyh, Allah'ın Resulüne itaat etmekten çekinenler, Allah'a itaattan kaçınan kâfirlerdir. Allah'a itaat ile Resulüne itaat arasında mantıkî bir gerektirme vardır. Fakat bunda Allah'ı seviyor gibi sevmekle, Allah için sevmek arasındaki büyük farkı unutmamak lazımdır.
Velhasıl, Hz. Muhammed (sav)'in sünnet-i seniyyelerine ittiba etmeyen, tembellik ederse büyük bir zarara uğrar. Ehemmiyetsiz görürse, korkunç bir cinayet işlemiş olur. Kabul etmeyip tenkid ederse apaçık bir sapıklığa girmiş olur.


DİPNOTLAR:
l. Âl-i İmrân, 31-32.
2- el-Vâhidî. Esbâbu'n-nüzûl, Kahire 1968, s.66.
3. İbn Kesir, Tefsiru'1-Kur'ân'il-Azîm, Kahire, I, 358.
4. Hud, 112.
5. Mâide. 3.
6. Sünen-i Neseî, Ideyn, 22; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, IV, 126.
7. Vehbi Yıldız, İlham Kaynakları, İzmir. 1989, s. 107.
8. Necm, 3.
9. Âl-i İmrân, 20.