KONU DETAY

Osmanlı Medresesine Eğitim Açısından Umumi Bir Bakış -2

A. Çangaoğlu

TALEBE MÜDERRİS MÜNÂSEBETİ

Yukarıda anlattıklarımızı "TalebeMüderris" ve "Talebeîdare" kategorileri açısından incelediğimizde, aklımıza hemen şu bir kaç nokta gelmektedir.

1) Meseleye birinci olarak kategori perspektifinde baktığımızda, daha önce açıklamaya çalıştığımız gibi yardımlaşma, birlik ve beraberlik ya da iletişim; bir yerde eğitimöğretim faaliyetinin ne tür bir ilişki içinde yürütülmesi ve hangi bazda ele alınması gerektiği meselesinin, manâsını ve özünü sergilemektedir.

2) MüderrisTalebe arasında bugün "Rehberlik ve Danışmanlık" dediğimiz olayın, medreselerde var olduğunu çok belirgin bir şekilde görmekteyiz. Zira başta talebemüderris olmak üzere aradaki ilişki, bir yerde idarî mekanizmayla ilgili problemlerin çözümü, belli derecede olması gereken bu dengenin kurulması ve tedrisatın başarıya ulaşması, böyle bir yapıyı iktiza etmektedir.

3) Bunların yanında (Okul) İdareTalebe arasında gördüğümüz bu güçlü iletişim, bizi talebeden yukarıya saygısevgi ve itaat; yukarıdan talebeye karşı sevgi ve hoşgörü gibi eğitimde önemli, ahlâkî düsturların varlığına götürmektedir. Bu ahlâkî hasletlerin, bugün bütün eğitimöğretim müesseselerindeki gerekliliği, bilhassa üniversitelerde zuhur eden hadiseler karşısında, ihtiyacın ne kadar şiddetli olduğunun bir ispatıdır.

Eğitimin işleyişi, mühim bir faktör olan sınıftaki talebe sayısı ile direkt alâkalıdır. Çünkü bu sayı nisbeten de hocanın sınıf ve ders hakimiyeti, talebeyle ilgilenmesi; yani eğitimin bir yerde başarısı da buna paralel olarak değişecektir. Medreselerde bu işin önemine binaen, "talebe sayısı medresenin büyüklüğüne göre değişmekle beraber en büyük medreselerde bile bir müderrisin okuttuğu talebe sayısı 20 rakamını geçmiyordu."35 Okullarımızdaki bir sınıfta okuyan talebe sayısının kabarıklığı, üstelik bunun üniversitelerde daha doğrusu yükseköğretim kurumlarında bile mevcudiyetini düşünürsek, sınıftaki öğrenci sayısı açısından medreselerden epey geride kaldığımız ortaya çıkıyor.
Burada Osmanlı tedrisat geleneğindeki "Cer" usulünden36 bahsetmemiz lâzım. Bugün bilhassa yükseköğretim kurumlarında uygulanan "Staj" konusuyla çok büyük benzerlik gösteren bu sistemde, talebeler; hitap edilecek kitlenin, diğer zamanlara nazaran daha çok ve birlikte olduğu Recep, Şaban, Ramazan olarak bilinen "Üç aylar"da (Şûhuru Selâse) ülkenin en ücra köşelerine, medresesi, hocası bulunmayan köylerine kadar ulaşarak, oralarda halkla ilgilenir, onlara namaz kıldırır ve vaaz eder. Halkın her türlü problemlerine ve meselelerine çözüm bulmaya çalışan talebelerin bütün ihtiyaçları, hukuki bir kural olmaksızın Köy İmecesi tarafından karşılanır. Talebeye bulunduğu yöreden ayrılırken çeşitli giyecek ve yiyecek malzemesi ve paranın verilmesiyle, bir kısım ihtiyaçlarını temin etmesi sağlanır. Böylece talebenin hem tedrisat hayatı süresince halkla kaynaşması, meseleleri teşhis etmesi ve en mühim olarak da sosyalleşmesi ve halkla bütünlük içinde olması, içtimaî yapıyla rahat uyum kurma gibi önemli hususlardaki problemlerin büyük bir kısmı halledilmeye çalışılmıştır. Bu sistem aynı zamanda Yaygın Eğitimin sağlanmasında da faydalı olmuştur.

Medrese talebeleri, bir medreseyi bitirip daha üst düzeydeki bir medreseye geçerken, ortaöğretim kurumlarındaki diploma ile aynı ayarda olan "temessük"37 denen bir belge alırlar. Ortaöğretim seviyesindeki medreselere (mesela: Haşiyei Tecrid, Miftah med. vs.) vakfiyelerde özel bir şart konulmamışsa (meselâ, kimsesizler ya da yoksullar için vs.) bütün erkek çocuklar girebilirler.38 Kız çocuklarının eğitimi ise, medreseler kadar ihtimam gösterilen ve programları farklı olan Sıbyan Mekteblerinde ve İçtimaî bünyeyle karşılanmaktadır. Fatih, Ayasofya gibi medreselerde ise talebe alımı ilmiye sınıfının39 başı olan Şeyhü'lİslâm, müderrisler ve diğer yetkili kişilerin huzurunda imtihan yoluyla yapılmaktadır.40 Bu durum Fatih medresesi ayarındakilerin yükseköğretim kurumu hatta üniversiteden sonraki Yüksek Lisans ve Doktora seviyesinde kabul edilmelerinden dolayıdır, O halde bugünkü üniversiteye giriş ve Yüksek Lisans, Doktora imtihanlarına benzer sınavların mevcudiyetini görmekteyiz. Bu tür kurumlarda okuyanlar yani Danişmendler ise "İcazetname" denilen diploma alırlar. Danişmendlerin en yeteneklilerinden seçilen Muidler, yani bugünkü Doktora ve Doçent seviyesinde olan Danişmendlere müderrislerin verdikleri dersleri tekrar anlatırlar. Danişmendler de daha alt derecede okuyan Softalara ders anlatırlar. Bunun yanında Danişmendlerin İstenilen evsafta yetişmelerine hassasiyet gösterilmiştir. Meselâ bununla ilgili olarak bir padişah fermanında "....imdi âbadı kiram ve ecdâdı îzâm zamanlarında, bu babda vaz' olunan kânunı kadîme ve verilen ahkâmı şerîfeye muhalif vaz' olduğuna rızâyı şerifim olmayıp, benim dahi bu babda emri şerifim bu veçhile sadr oldu ki; talebeden biri bittemam istihkâkıyla danişmend olduktan sonra üç yıl bittemam şuğal ettiği şuhûd ve udûl ile yanlarında sabit olmayınca onların gibileri danişmendliğe kabul etmeyeler. Şöyle ki; bu emri şerifime muhalif vaz'ları sadır olursa danişmende ta'ziri beliğ olunup tarîkinden reddoluna ve kabul eden müderris dahi muateb ve ma'zûl olan her danişmende...." şeklindeki bu konudaki ihtimam ve hassasiyeti gösteren sözlerden sonra böyle danişmendlerin en aşağı dereceden başlayarak (1 yıl, 3 ay, 5 ay, 6 ay gibi daha kısa sürelerle) tedrisatını tamamlamasını ve bu emirlere muhalif davranan danişmendin şehirden sürülmesi ve müderrisin de itab ve azl olunması istenmektedir.41

Danişmendlerin ders verdikleri Softalar için de aynı durum söz konusudur. Başka bir padişah fermanında; vakfiyedeki şartlara uymayıp geceleri izinsiz sokağa çıkan softalar, ihtar edildiği halde muhalif davranırlarsa hücrelerinin ellerinden alınması42 şeklindeki ifadeler, eğitimöğretime gösterilen olağanüstü önemi göstermektedir.

IV GÜNÜMÜZÜN PROFESÖRLERİ, MÜDERRİSLERİ

Medreselerde Öğretim görevlileri olan Müderrisler, bugün üniversitelerden sonraki akademik kariyerde bulunan şahıslar seviyesindedirler. Ortaöğretimde ders verenler, bugünkü tabirleriyle en az Araştırma Görevlisi veya Doktora; yüksek öğretimdekiler ise Doçent ya da Profesör statüsünde kabul edilebilir.

Eğitimöğretimin başarıya ulaşmasında birinci derecede ehemmiyetli olan müderrisler ya da genel anlamda hocalar, bilhassa ilk dönemlerde çok büyük iltifat görmüşlerdir. Osmanlı toplumunun karakteristik özellikleri olarak ilme ve âlime saygı duymalarından müderrisler de kendilerine düşen payı almışlardır. Hem toplumda hem de devlet mekanizmasında ayrıcalıklı bir mevkiye sahip olan müderrisler, içtimaî hayatta olduğu kadar siyasî ve ekonomik hayatta da imtiyaz sahibi olmuşlardır. İlmiye sınıfına mensup olan müderrislerin, hemen bütün ihtiyaçları devlet, zengin kişiler veya vakıflar tarafından karşılanmıştır. Çok yüksek olan maaşlarıyla müderrisler, ilmî çalışma ve ders verme gibi konularda da serbest bırakılmışlardır. Yani müderrisler kendi yetişme biçimlerine, mensup bulundukları okullara ve talebelerin seviyelerine dikkat ederek istedikleri kitapları ve dersleri, vakfiyeyi de göz önüne almak şartıyla okutmakta serbesttirler.

Bununla birlikte bu kadar saygıdeğer olan müderrislerin yetişmesi, medreseyi bitirip müderris olması çok kolay değildir. Bir müderris en yüksek dereceli okuldan mezun olurken imtihana tabi tutulduğu gibi, bir süre bekledikten sonra, herhangi bir medreseye atanırken de rüştünü ispat etmek zorundadır. Meselâ; Sahnı Seman müderrisliklerinden boşalan bir yer için başvuran iki müderris, ilk önce çeşitli devlet erkanının huzurunda sorulan sorulara yazılı olarak cevap vermişler, bu cevaplar incelendikten sonra tekrar kendilerine gösterilmiş ve bunu müteakip de aralarında münazara yapıldıktan sonra kazanan kişi ehil olduğunu ispatlayıp müderris olabilmiştir.43 Vakfiyelerde müderrislerin bu işe liyakatli, kapasiteli ve bilgili olmalarına dair olan şartlar oldukça sık geçmektedir.44 Bununla beraber mezun olan bir müderris, ilk kademedeki medreseden başlayarak ancak bu şekilde terfi edebilirdi.

VII MEDRESEVAKIF İLİŞKİSİ

Bu bölümde medreseleri anlamamızda bize yardımcı olması için, genel hatlarıyla, medrese vakıf ilişkisini İktisadî, idarî ve hukukî boyutta ele alacağız.

1) İKTİSADÎ DURUM: İlk başlarda da söylediğimiz gibi Osmanlı toplumunda içtimaî müesseseler padişah ve ailesi, devlet erkanı, zengin kişiler ve vakıflar vasıtasıyla yapılmaktaydı.

Medreseye (veya müesseseye) bağışlanan her türlü menkul, gayri menkul, para vs. gelirler vakıf mallarını teşkil etmektedir.45 Medresenin bütün ihtiyaçlarını (müderristen talebeye ve talebeden temizlikçisinin masrafına kadar her türlü harcamayı) karşılamayı vakıflar üstlenmişlerdir. Eğitim işinin ehemmiyetine binaen, eğitimöğretimin rantabl bir şekilde yapılabilmesi için medrese elemanlarının bütün istekleri karşılanmaya çalışılmıştır. Evliya Çelebi'nin ifadesiyle “her softanın yemeği ve yatağı ücretsiz oluktan başka odunu ve mumu da ücretsizdir; her oda için ayrı bir hizmetkâr vardır."46 İsmi bilinmeyen bir İspanyol ile Fransız Antoine Golland isimli seyyahlar, "talebelere vakıf gelirinden günde 57 akçe verildiğini ve vakıfların çok zengin olduğunu"41 belirtiyorlar.

Müderrisler için de aynı durum geçerlidir. Zamanın toplum yapısına göre en yüksek ücretleri yine vakıf gelirinden karşılanmıştır. Ayrıca yardımcıları, lojmanları, hizmetçileri ve kendilerine ait odaları vardır. Bu durumda hem talebeler, hem müderrisler hem de başka yerlerden gelen alimler buralarda kalabildiği için, bir yandan müderristalebe arasındaki iletişim güçlenirken, diğer taraftan da misafir alimlerden de istifade etme imkânı doğmaktadır. Her türlü ihtiyacın karşılanması konusunda vakfiyelerde bilhassa mevzu üzerinde durulmuştur.48

Eğitim konusunda çok çeşitli vakıfların varlığına şahid olmaktayız. Öyle ki, bazı vakfiyelerde vakfın ya da birkaç vakfın bütün gelirlerinin bazen de meselâ bir köy ya da beldenin gelirlerinin hepsinin sadece bir medreseye tahsis edildiğine sık rastlanmaktadır.49 Bazı vakfiyelerde vakfın gelirlerinin tamamının sadece medreselerdeki talebelerin yazın soğuk su ihtiyacını karşılamaya tahsis edildiğini, bir takım vakıfların da yaz aylarında talebelerin mesire yerlerine götürülerek temiz hava almaları için kurulduğu görülmektedir.5

Medreselerin iktisadî bakımdan kendi kendine yetmesi ve bunu da aşarak başka alanlara da yatırım yapabilecek seviyeye gelmesi, gelişmesi ve büyümesi, her zaman vuku bulma ihtimali olan çeşitli müdahaleleri de önlemiştir. Aynı zamanda ekonomik istikrarsızlıklardan da fazla müteessir olmamasını temin etmiştir. Medreselerin tam anlamıyla bir "Vakıf Müessesesi" olması, ayrıca devletin ekonomik yükünü de oldukça hafifletmiştir.

2) İDARÎ DURUM: Medreseler; medreseyi yaptıran kişi ya da kişilerin (Vâkıf) düzenledikleri ve bugünkü anlamda bir iç tüzük mahiyetinde olan ve bir müessesenin nasıl çalışması ve hangi kurallara göre yürütülmesi gerektiğini gösteren şartlara göre yani "Vakfiyeler"e göre yönetilirler. Bu belgede vakıf, medreseyi ne için kurduğu, hangi gelirleri tahsis ettiği ve (zamana göre) hangi derslerin okutulması gerektiğini yazar. Vakfiyedeki (zamana ve topluma göre değişebilen) şartlar istikâmetinde medrese; vâkıfın, bazı müderrislerin ve vâkıfın ailesinden bazı kişilerin katıldığı ya da bu işe tayin edilen kişilerin bulunduğu "Mütevelli" tarafından idare edilir. Bir çeşit Yönetim Kurul niteliğinde olan Mütevelli, medresede eğitimin lâyıkıyla yapılıp yapılmadığı, ihtiyaçların tesbiti gibi mevzularda vazifelidirler. Müderrislerin de bu kurulda yer alması, talebemüderris arasındaki yardımlaşma ve iletişimi sağlarken, çeşitli konularda idare ile ilgili meselelerin çıkmasına da manî olunmuştur. Bugün Amerika ve Avrupa ülkelerinde tatbik edildiği bilinen bu kurul daha üst düzeyde, servetlerin bağışlanmasıyla oluşan hukukî bir kurum olan vakıflara da bağlıdır. Vakıflar ise, Kadı ve Müftüler tarafından kontrol edilmektedir. Böylece vakıflar, idarî mekanizmada da kendilerine yetmekteydiler.

3) HUKUKİ DURUM: Medresenin hukukî durumu, en başta vakıflar hukukî bir müessese tarafından yönetilmesinden kaynaklanmaktadır.

Medreseler; ders seçimi, metodoloji zaman ayarlaması ve kitapların tesbitî gibi, konularda (vakfiyedeki kurallara uymak şartı, ancak zamanın ve ihtiyaçların durumuna göre şekillenmek koşuluyla) serbest bırakılmışlardır. Birkaç istisna dışında devletin menfî bir müdahalesi gözükmez. Medresenin ekonomik bakımdan kendisine yetmesi bu durumu yani serbestliği daha da kuvvetlendirmiştir.51 Böylece medresenin büyümesi ve gelişmesi, ilişki içinde bulunduğu unsurlarla (talebe, müderris, idare, halk, sosyokültürel hayat vs.) azamî birlik ve bütünlük içinde hareket etmesinde oldukça faydalı olmuştur. Ayrıca bir eğitim müessesesi olarak medreselere, hem devlet hem de halk tarafından ihtimam gösterilmesi, bu müesseselerin fikrî hayatta, ilmilik, içtîmaîilim ve kültürel yaşantıda olduğu kadar siyasî ve iktisadî alanlarda da ağırlığını koymasını ve söz sahibi olmasını sağlamıştır.

VIII MEDRESENİN FONKSİYONUNU KAYBETMESİ

Medresenin 1400'lü yıllardan 1800'lü yıllara kadar, bazı küçük aksaklıklar hariç, genel çizgisiyle, başta eğitim olmak üzere içtimaî, ilmî ve kültürel hayat kadar siyasî ve iktisadî sahada da bilfiil tesir icra ettiği bir gerçektir. Fakat burada cevaplanması gereken bir kaç soru var. Acaba Medrese ya da Medrese Sistemi, gayesine ulaşabildi mi? Görüldüğü kadarıyla belli bir süre daha olsa, 1600'lü yıllara kadar, gaye ve hedef seçtiği hemen her yönüyle istifade edilebilecek bilgi ve tecrübelerle teçhiz edilmiş insan modelini yetiştirmede, büyük çapta başarılı olduğu söylenebilir. Zaten bu muvaffakiyet biraz da medresenin ferd ve cemiyet bazında İcra ettiği tesirler ve kazandırdıklarıyla alâkalıdır.
Ancak bu tarihlerden sonra hem eğitimöğretim telâkkisi, gaye ve hedef, hem de metod ve sistem gibi ana mevzularda giderek irtifa kaybedildiğine şahid olmaktayız. Osmanlı ferd ve toplumunda, özellikle 16. asırdan sonra meydana gelen siyasî, kültürel, içtimaî ve biraz da ekonomik gerileme, medresenin bu mefhumlar üzerindeki azalan nüfuzunu açıkça ortaya koymaktadır.

Açıklamaya çalıştığımız kadarıyla uzun bir süre tesir sahibi olan bu müessese neden bozuldu? Bir meselede pratik ile teoriğin birlikte ve azamî uyum içinde işlemesi gerekir ki, bunu medresenin büyük ölçüde gerçekleştirdiğini biliyoruz. Ancak insan, yaratılış itibariyle hata ve kusurdan hali olmadığı için, ne kadar mükemmel bir sistem kurmaya çalışırsa çalışsın, bazı yüksek düsturlara uymadığı için mükemmel bir nizamı yakalayamıyor ve kurduğu sistem de tabiî olarak kusurlu mahiyet taşıyor.

Osmanlı medrese sisteminde de bu durum geçerlidir. En başta sistemde bazı boşluklar ya da hatalar olması, daha sonraki yıllarda bunların giderek büyümesi, kuralları uygulamadaki İstismarlar, İslâm’ı bir ideoloji ve hayat nizamı olarak benimseyen Osmanlı toplumunun 16. asırdan sonra İslâm'ın bazı esaslarım anlama ve tatbik etmedeki yanlış telâkkileri, bozulmanın en temelinde yatan sebepler. Bu bozulmadaki siyasî, içtimaî, iktisadî ve idarî sebepler ile anlayıştaki problemleri kısaca şöyle sıralayabiliriz.

1) Eğitimöğretimin ana düşüncesinin askıya alınması ve buna paralel olarak, İslâm'ın bazı prensiplerini tamamen şahıslara bağlı olmak üzere yanlış yorumlamaları ve bununla birlikte 16. asırla gelen fikrî durgunluk.

2) Öğretim, mezuniyet işlemleri, müderris yetişmesi, tayinler talebe alım ve yetiştirilmesi gibi konularda liyakatin ve ehil olmanın arka plâna alınmasıyla şahsî nüfuzun ortaya çıkması.

3) İlmin ve ilim adamlarının eskisi kadar himaye görmemesi.

4) İnsanın maddîmanevî eğitimini esas alan, çok yönlü ve küllî eğitim tarzının terkedilmesi.

5) Ülkenin 16. asırdan itibaren siyasî ve ekonomik istikrarsızlıklar içine girmesi, medresenin de bozulan vakıf müessesesiyle birlikte bundan menfî şekilde etkilenmesi.

6) Batı ile temasların hızlanması ve Batılılaşma ile birlikte Avrupaî eğitim kurumlarının tesis edilmesiyle medreselerin ikinci plâna itilmesi. Bu arada Batılı devletlerin ülke üzerinde oynadıkları oyunlardan medreselerinde paylarını almaları52 vs.
(Devam edecek)

DİPNOTLAR

35 BALTACI, Maarif Sistemimiz, s. 32; KÜRKÇÜOGLU, Fatih Sultan Mehmed II. Vakfiyesi.

36 PAKALIN, a.g.e., c.l., s. 279280; ERGİN, a.g.e, el, s. 100117.

37 "Temessük" = İhtimam ile Tutunmak, Yapışıp Sıkı Tutmak (Pakalın, 2. a.g.e., s. 453).
38 Kızların Eğitimi, Sıbyan Mektebi denilen okullarda, en az medreselerdeki kadar itina ile yapılmaktadır. Bilgi için bk; PAKALIN, a.g.e., s. 201203; AKSOY, Özgönül; Osmanlı Devri İstanbul Sıbyan Mektepleri üzerine bir inceleme, İst., 1968; BERKER, Aziz; Türkiye'de İlköğretim, Ank. 1945; Koçu, R.Ekrem; Sıbyan Mektepleri, Hayat Tarih Mecmuası, Mart 1966 c. I, sayı; 2. s. 2428.

39 "Osmanlı İlmiye Sınıfı" hk. bak; UZUNÇARŞILI, Osmanlılarda ilmiye Teşkilatı. TTK. Ank. 1988; ÖZTÜNA, Yılmaz; Büyük Türkiye Tarihi, Ötüken Yay. İst. 1983, c. 19

40 Bununla ilgili olarak, I. Abdulhamid'e ait 1195 :./1781 M tarihli vakfiyenin 111. sahifesinde şu şekilde bir kayıt geçmektedir. "...Medresede bulunan yirmi adet odanın her birinde kalan ikişer kişiden kırk talebenin herbirine günde ikişer akçe ücret verilip, bu kırk talebenin seçimi Şeyhü'lİslâm'a tevdi edilmiştir. İmtihanda hak sahibi oldukları belirlenen kırk öğrencinin ilmî yönden birbirine nisbetle birinci, ikinci ve üçüncü itibariyle kırkıncıya kadar tertib buyurdukları..." Bak: ATEŞ, İbrahim; Vakıflarda Eğitim Hizmetleri ve Vakıf Öğrenci Yurtları, v.d. s. 14, s. 41. Ank. 1982.
41 29 Şevval 983/31 Ocak 1576 tarihli ferman için bak: Ahmed Refik a.g.e, s. 5153.
42 Ahmed Refik, a.g.e., s. 51.
43 Uzunçarşılı, a.g.e., s. 64.
44 Bak.; Fatih Sultan Mehmed (E) Vakfiyesi (875 :./1470 M.) s. 263, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arivişinde No: 46'da bulunmaktadır. Meselâ: "Olpadişahı lebib medarisi âliye vezaifini bu minval üzre tertib ettik ki,.... bâlayı kitabi celi serd ve tefsil olunduğu üzre seccadenişin sadr Ha'de olmaya ihtihkâkı zahir, mebâdı ve muhaddimatı akliyyat ve nakliyyatda naziri nadir, esbabı liyakatı makamı terisi cami' ulumu nafia tahsiline sarfı ömri aziz eylemiş..." Dr. İbrahim Ateş, a.g.e., s. 32.

45 Vakıflar hakkında bügi için bak: BERKÎ, Ali Himmet; Vakfılann Hukuk ve Farih Bakımından Kıymeti; V.D. İst. 1965, c. VI, s. 7 ve Prof. Dr. YEDİYILDIZ, Bahaeddin, Instıtutıon Du VAQF Au XVIII SIECLE EN TRQUTE, kültür Bak., Yay., Ank. 1990; YEDÎYILDIZ, B., "Vakıf maddesi, İ.A.; BARKAN, Ö. LÜTFİ; "Osmanlı Devletinde Hukukî Mahiyeti ve Tarihi Tekamülü, VD. Ank. 1942, c. 11, s. 135; SELÇUK, F.; Vakıflar (Başlangıçtan 18. asra kadar) V.D. İst. 1965, s. IV. s. 27.

46 Evliya ÇELEBİ; Seyahatname, İstanbul 1314, c.l, s.313316

47 Antoine Golland; İstanbul'a Ait Günlük Hatıralar (16721673) Şerhlerle Yayınlanan = Charles Scheefer, H. cilt 51673) Tere. Nahid Sim Orik, TTK. Ank. 1987, s. 83. Türkiye'nin Dört yılı (15521556); Manvel Serran, Y. Sonstz'ın Yayınladığı El Yazmasından Tere. A. Kurutluoğlu, Tercüman Ya İst. (Tarihsiz), s. 69 ve 82'de geçen bilgiler şöyledir: "Ne Atina'da ne de tarihin kaydettiği eski kültürlerden eser yok. Okumalar için çocukları papazların ellerine veriyorlar. Bunlarda kendileri zaten bir şey bilmediklerinden zor okuma ve ikiüç gramer kaidesinden başka bir Şey öğretmiyorlar. Türklerin ise bizdeki üniversiteler gibi mektepleri vardır. Bunların vakıfları zengin, öğrencileri çoktur. Çok fazla gelirleri olduğu için her birinde günde üçbin talebe yemek yiyebilir."

48 Bu mevzuda İmam Şafiî Hazretleri'nin prensib alındığı anlaşılmaktadır. Fatih vakfiyesinde geçen ifade şöyledir: "Tetimme medreselerinin odalarından her birine de 15'er akçe tayin buyurmuş olup, bu hücrelerde kalan itidatlı talebelerin kendileri için tayin edilen maaşla, boşluğun doldurulması, ihtiyacın temini, açlığın izale edilmesi, geçim sıkıntılarının bertaraf edilmesi cihetine gidilerek; İmam Şafiî Hazretleri'nin tedrisa safhasında geçim cihetinden 'Bir tek soğanı temin etmekte vazifeli olsaydım, bir mesele öğrenmezdim' buyurdukları üzre sakin kafa ile faydalı ilimleri öğrenme ile meşgul olma şartı kılmıştır…”

51. LEKESİZ. M. Hulusi, a.s.e.. s. 26. vd; ATEŞ, İbrahim, a.g.m., s. 32

52 Bilgi için bk; UZUNÇARŞILI, İ. H.; İlmiye Teşkilâtı, s. 6771; AKYÜZ, Y. ; a.g.e., s. H892; ATAY, H.; Osmanlılarda Yüksek Din Eğitimi, s. 131155; BALTACI, a.g.e., s. 4050 vd; BİLGE, Mustafa; İlk Osmanlı Medreseleri, İst 1984; AKDAĞ. Mustafa; Türk Halkının Dirlik ve Düzen Kavgası Ank. 1975, s. 20, 113. vd; PAKALIN, ZEKİ, a.g.e., c. II, s. 445 vd; KOÇİBEY RİSALESİ, K.T.B. Yay., Ank. 1985, Hazırlayan; Zuhuri Danışma, s. 17 vd.