Temmuz-Ağustos-Eylül 2012

Bir Medeniyet İnşası

Prof. Dr. Ahmet Abbâdî


Medeniyet, şayet bir milletin kendi varlığını anlatması ise, bu muhteşem hutbenin malzemesi, o milletin ilmî, ahlâkî ve teknolojik eserleri olmalıdır. Zîrâ içtimaî terbiye ve çeşitli hüner ve sanatlar medeniyete bir şekil verir; ahlâk ise, belâgatli bir lisan olarak onu ilân eder.

Bir Medeniyet İnşası.. Şüphesiz ki bu bina, görkemiyle, terkibiyle, genişliğiyle, şümulüyle, kuşatıcılığıyla, uzantılarıyla ve ehemmiyetiyle eşi ve benzeri olmayan bir bina...

Medeniyet, zamanla, insanların eliyle ve insanların üzerinde ittifak ettikleri mekanizmalara uygun olarak toprağın unsurlarının fonksiyonel bir şekilde bir "Şey/Nesne" hâline gelmesidir.

Medeniyet bir "şuhûd"dur ki bu, insanların fert ve toplum olarak kendi referans kaynaklarına doğru kıble ve yönlerini belirlemek için bu referans kaynağıyla kendileri arasında kurdukları bir diyalog sayesinde örgülenmektedir.

Medeniyet, insanın çaba sarf etmesiyle ve kâinatla diyaloga geçmesiyle şekillenen bir "şuhûd"dur... Nitekim insan, bu sayede "fiil" ve "teshîr" (eşyanın, kişinin emrine musahhar kılınması) gücünü elde edebilir. Tabiî ki herkes kendi payına düşen "kuvvet" ve "basiret"e göre buna mazhar olur...

Buradan hareketle [diyoruz ki:] Büyük Üstad Fethullah Gülen'in kitabının ismi olan ve "Ve Nahnu Nebnî Hadâratenâ" (Kendi Dünyamıza Doğru) cümlesinde "hadâra" kelimesini izafe ettiği ve nispet ifade eden (biz-kendi) kelimesinin kastedildiği kimseler yukarıda bahsettiğimiz bütün maksadı dışa vurur mahiyettedir...

Bir medeniyet inşâsı derken;
Hangi örneğe göre?
Hangi nefes ve solukla?
Ne tür metotlarla?
Hangi insanlarla?
Nasıl bir temkinle? (Cenâb-ı Hakk'ın imkân ve zemin bahşetmesiyle)
Hangi kurala göre?
Nasıl bir organizasyonla?
... ve nasıl bir "nekhe" (koku/aroma) ile?

İşte bu soruların tümü net ve başlarını dikmiş (ayan-beyan) bir şekilde, çerçevesi belirlenmiş ve cevaplarını öğrenmek için öteye beriye seferler düzenlemeye ve yolculuk zahmetine katlanmaya hacet bırakmayan bu kitapta mündemiç olan "kavl-ı sakîl"in (Efendimiz'e gelen ağır mesaj) içinde mevcuttur...

Ümmetimizin tarihi boyunca bu çileli yola koyulan ve zahmetine katlanmaya kalkışanlar şu beş tür insandan biri olmuştur:
Kuvvetli, âlim, reşit (rüşte ermiş), me'zun ve emin..
Nâsih (hayırhâh), ârif, muhabbet eri ve hikmet sahibi..
İhlâslı, sadakat eri ve mekîn (ayağı yere sağlam basan) bir nefer..
Fırsatçı, "hem kaba hem de şer ile nam salmış."

Ruveybıda2 (halkı ilgilendiren hususlar hakkında fikir beyan eden sefih/ahmak) ki bu sınıf en dehşet verici ve en acı veren sınıftır...

Fethullah Gülen Hocaefendi ilk üç "asfiya" sınıfın hepsini temsil ediyor. O, geri kalan iki sınıftan ise münezzeh ve müberrâdır.

Nitekim Yüce Mevlâ (celle celâluhu) kendisine öyle hususi hasletler bahşetmiştir ki, bunların en küçüklerinden biri olmayan bir meziyeti şudur: Cenâb-ı Hak (celle celâluhu) ona (gerek şahsında, gerekse etrafındaki hâleye) "verme", cehd u gayret sarf etme ve çileye katlanmanın meyvelerinin tadına varma nimetini bahşetmiştir.

Nitekim o, benliğinin inşâsının merdivenlerinde makamları, maharetleri, güzel ahlâkları ve bilgileri kademe kademe ve Allah'ın nazar-ı inayeti ve kontrolü altında kat etmiş, Cenâb-ı Hakk'ın وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِي beyanının sırrına mazhar olan "ısmarlama" insanlardandır...

Daha sonra o, –Allah (celle celâluhu) kendisini muhafaza buyursun- قَدْ أَفْلَحَ مَنْ زَكَّاهَا mişkâtının nurundan istifade ederek "felâh" yönüne doğru yönelmiş, "salâh" libâsına bürünmüş, "rabâh" (kâr) tarafına doğru elleri ve kolları sıvamış ve hiçbir şey onun yüzünü hedefinden çevirememiştir...

Daha sonra -Zü'l-Karneyn misali- yola koyulmuş, "Allah sevgisi" korunu sinesinde saklamış ve bu sevgiyi bağlamak için Allah'ın sevdiği noktaları aramaya koyulmuş.. ve nihayetinde bu sevginin bağlanacağı ve O'nu (celle celâluhu) en fazla hoşnut edecek olan şeyin O'nun "iyâl"ine faydalı olmaktır hakikatine ulaşmıştır. Nitekim Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: "Bütün mahlûkat Allah'ın iyâlıdır3; dolayısıyla O'nun katında en sevimli kimse Allah'ın iyâline en faydalı olandır."4

Daha sonra yine -Zü'l-Karneyn gibi- yola koyulmuş ve görmüştür ki, insanoğluna yardımcı olma hususunda en önemli ve öncelikli olarak yapılması gereken şey, ona elinden alınmış olan "kerametini" (haysiyet ve şerefini) tekrar geri elde etmesi hususunda kendisine yardımcı olmaktır. Bu "keramet"in ilk basamağı ise, şehvetlere, nefsin isteklerine, dürtülere, beklentilere, korkulara, sürçmelere, tökezlemelere, na'ralara ve fetretlere bir "Hayır" demesidir. O da kemerini kuşanmış, azme sarılmıştır. Zaten Hz. Yahya gibi yüreğini "Kitabı sağlam ve kuvvetli bir şekilde tutma" aşkı saran hiçbir kimse onun yaptığından farklı bir şey yapmamış. Dolayısıyla, ya yolları kat edecekti veya helâket vadilerinde kalakalacaktı...

Daha sonra yine -Zü'l-Karneyn gibi- yola koyulmuş ve himmetlerin verilmesi, vahdetin tesisi ve vifak ve ittifakın tesisi ile hemen yuvaları nakşetmeye, yurtları ve meskenleri hazırlamaya, cevşenleri dağıtmaya, güzellikleri parlatmaya koyulmuştur.

Daha sonra yine -Zü'l-Karneyn gibi- yola koyulmuş ve "ketm"den (gizlilik) açıklığa, güzelliklerle bezedikten sonra ortaya çıkarma merhalesine intikal etmiştir.

Daha sonra tekrar yola koyulmuş ve kökleri tamir ve tımar etme, tohumları aşılama, köprüleri kurma ve hayırları neşretme merhalesine intikal ederek, Muhammed Mustafa'nın (sallallahu aleyhi ve sellem) arkasında saf tutmuş ve kendisine yönelen herkese de kazancın kaynağı ve muvaffakiyetlerin dâisi olan O Zât'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) arkasında saf tutturmuştur...

İşte (takdimini yazdığımız) bu kitap, Hz. Deyyân'a iman etmeye, Efendimiz'e ittiba etmeye, erkâna bağlanmaya, insanı inşâ etmeye, vicdanı pâk etmeye, kalpleri saykıllamaya (parlatmaya), kâinatta seyahat etmeye, tercümanlardan müstağni kalmaya, putları aşmaya, zamanı değerlendirmeye, medeniyet inşâ etmeye ve Hz. Rahmân'a aşk u şevk beslemeye yollar açacak bir mahiyette ortaya çıkmıştır...

Allah'ın fazl u keremiyle "Ve Nahnü Nebnî Hadâratenâ" (Kendi Dünyamıza Doğru) kitabı "Medeniyetimizi Nasıl Kuralım?" ismiyle isimlendirilebilecek bir seviyede ortaya çıkmıştır. Çünkü bunu yazan kalemi, engin tecrübe sahibi bir "usta"nın parmakları kullanmıştır. Bu tecrübe bize "en doğru yolu gösteren hidayet kaynağı olan Kur'ân'dan ve en şerefli insan olan Allah'ın Peygamber'inin sünnetinden (sallallahu aleyhi ve sellem) gelmiş, fitne ve gaflet dalgaları arasından sâhil-i selâmete götüren yolun haritasını resmetmiştir...

İşte bu kitap baştanbaşa bütün bu hasletlerin miskine kokulandığı için, âdeta tâlibini sırtına alan, ona uzun mesafeleri kat ettiren ve problemlerini halleden bir metot "Burak"ı ve bineği mesabesindedir... Çünkü bu kitabın anlattığı hakikatler öylesine ezberlenip tekrar edilen mevzular değil, bilakis "his ve müşâhede mahsulü" hususların bir anlatımı olduğundan, "selsebil" misali akıp gidiyor.. Gönülleri esir alan bu mübarek esere takdim yazma teklifiyle son derece büyük bir şerefe mazhar oldum... Şairin şu sözü içinde bulunduğum durumu ne güzel de resmediyor:

" Bana dediler ki: Faysal seni ziyaret edecek,
sen de onu ziyaret edeceksin.
Ben de dedim ki: Şan u şeref onun evinden ayrılmaz.
Nitekim şayet o beni ziyaret edecek olursa
kendi faziletiyle eder,
Eğer ben kendisini ziyaret edersem
(yine) onun fazileti içindir,
Dolayısıyla her iki durumda da fazilet onundur."

Azamet, ikram, fazilet ve nimet sahibi Allah'tan (celle celâluhu) Fethullah Gülen Hocaefendi'ye bir hidayet eri, hayırhâh, şefkatli, ümmete düşkün ve merhametli bir insana bahşettiği sevapların en hayırlısını bahşetmesini niyaz ederim..

Amin.. amin.. ve'l hamdu lillahi rabbi'l âlemin...

*Fas, el-Muhammediyye Âlimler Birliği
Genel Sekreteri
[email protected]
Tercüme: Ecir İşiyok


Dipnotlar
1 Bu yazı Prof. Dr. Ahmet Abbâdî'nin Fethullah Gülen Hocaefendi'nin "Kendi Dünyamıza Doğru" kitabının Arapça tercümesine yazdığı takdim yazısının tercümesidir.
2 Burada geçen "ruveybida" kelimesiyle bir hadis-i şerif'e atıfta bulunmaktadır. Hadisin meâli şöyledir: "İnsanların başından öyle bir zaman geçecek ki bu yıllar ‘aldatan yıllar' olacaktır: Yalan söyleyenler hep tasdik edilecek, doğruyu söyleyenler tekzip edilecek, hain kimselere güven duyulacak, güvenilir kimseler ise hain diye nitelendirilecek. Ve bu gibi ortamlarda sözü ‘ruveybida' kimseler söyleyecek. ‘Ruveybida' ne demek Ey Allahın Resulü diye soranlara: ‘Kamu meselelerinde hep fikir beyan eden sefih (ahmak) kimse' diye buyurdu. (Hadisi Ahmet b. Hanbel rivayet etmiştir.)
3 İyâlullah: Allah'ın görüp gözetimine muhtaç olan bütün varlık.
4 Taberani; el-Mu'cemu'l-kebîr, hadis no: 9897



Bu yazı Yeni Ümit Dergisi internet sitesinden alınmıştır.
http://www.yeniumit.com.tr